Siyasi hayatın en temel ihtiyacı istikamettir. İstikametini kaybeden hareketler, kalabalıklar oluşturabilir; fakat kalıcı güven tesis etmekte zorlanır. Son yıllarda yaşanan siyasi tartışmalar, bu gerçeği yeniden hatırlattı.
Bir dönem geniş uzlaşma modelleri büyük beklentiler meydana getirdi. Kamuoyu, farklı siyasi çevrelerin aynı masa etrafında buluşmasını dikkatle takip etti. Bu süreçlerde ortak hedefler ön plana çıktı. Ancak zaman içerisinde seçmen, birliktelik kadar fikrî çerçeveyi de sorgulamaya başladı.
Toplumlar yalnızca isimlere veya dönemsel heyecanlara bakarak karar vermez. İnsanlar temsil edilen değerleri görmek ister. Hangi siyasi çizginin hangi hedefe yürüdüğü açık biçimde ortaya konulduğunda güven zemini güçlenir.
Demokratik hayatın zenginliği farklı görüşlerin varlığıyla mümkündür. Fakat farklılıkların anlam kazanabilmesi için her siyasi hareketin kendi kimliğini koruyabilmesi gerekir. Aksi halde ortaya çıkan tablo, seçmenin zihninde belirsizlik oluşturur.
Bugün yaşanan tartışmaların merkezinde de bu mesele bulunmaktadır. Siyasetin yeniden fikir, program ve duruş ekseninde şekillenmesi gerektiği yönündeki değerlendirmeler giderek daha fazla karşılık bulmaktadır.
Geleceğin siyasi rekabeti yalnızca adaylar üzerinden yürümeyecektir. Fikirlerin, projelerin ve temsil kabiliyetinin daha belirleyici olduğu bir döneme doğru ilerlenmektedir. Bu nedenle siyasi aktörlerin kendi kökleriyle bağlarını güçlendirmeleri önem taşımaktadır.