Turizm rakamlarla ölçülür; lakin milletlerin dünyaya bıraktığı tesir rakamlardan çok daha derin bir hakikattir. Bir ülkenin ziyaretçi sayısı kadar, ziyaretçinin hafızasında bıraktığı iz de mühimdir.
Türkiye, yalnızca tabiat güzellikleriyle yahut sahilleriyle anılacak bir ülke değildir. Bu topraklar, asırlar boyunca ilmin, sanatın, mimarinin ve devlet fikrinin inkişaf ettiği bir medeniyet sahası olmuştur.
Bugün dünyanın dört bir yanından gelen insanlar yalnızca bir tatil arayışı içinde değildir. Aynı zamanda bir hikâye görmek, bir medeniyetle temas kurmak istemektedir. İşte Türkiye’nin sahip olduğu en büyük kuvvet burada ortaya çıkmaktadır.
Medeniyet mirası, herhangi bir turizm ürünü değildir. O, milletlerin asırlık birikiminin bugüne taşınmış hâlidir. Bu sebeple tarihî eserlerimize, şehirlerimize ve kültürel hafızamıza bakarken onları yalnızca ekonomik değer olarak değerlendirmek eksik kalır.
Türkiye son yıllarda kendi tarihî kimliğiyle daha barışık bir tanıtım dili geliştirmiştir. Bu yaklaşımın uluslararası karşılık bulduğu da görülmektedir. Çünkü dünyada özgün olan kıymetlidir. Kendisi olabilen ülkeler dikkat çeker.
Önümüzdeki dönemde kültürel mirasın daha güçlü anlatılması, şehir hafızalarının korunması ve tarihî değerlerin doğru aktarılması büyük önem taşımaktadır. Turizmde kalıcı başarı ancak güçlü bir medeniyet anlatısıyla mümkün olacaktır.