Bir zamanlar lahmacun, emekçinin öğle arasında karnını doyurduğu yiyecekti.
Şimdi bazı yerlerde servet göstergesi olmuş.
Sorun lahmacun değil.
Sorun zihniyet.
Çünkü mesele maliyet hesabını çoktan aşmış durumda.
Mesele, “nasıl olsa ödeyen çıkar” anlayışıdır.
Mesele, vatandaşın cebine müşteri değil, av olarak bakılmasıdır.
Bir ürünün üzerine makul kâr koymak ticarettir.
On kat, yirmi kat, elli kat koyup bunu normal göstermeye çalışmak ise başka bir şeydir.
Hele ki milyonlarca insanın geçim derdi yaşadığı, emeklinin maaşını ay sonuna yetiştiremediği, asgari ücretlinin market raflarına korkuyla baktığı bir ülkede…
Bu sadece fiyat meselesi değildir.
Bu vicdan meselesidir.
Bugün bir lahmacun 1450 lira olur.
Yarın bir bardak çay, bir şişe su, bir porsiyon yemek akıl dışı rakamlara çıkar.
Çünkü fırsatçılık bulaşıcıdır.
Bir yerde cezasız kalırsa, başka yerde örnek alınır.
“Herkes yapıyor” bahanesi, ahlaki çürümenin en eski mazeretidir.
Ticaret Bakanlığı’nın denetim yapması ve ceza uygulaması elbette doğrudur.
Ancak mesele birkaç işletmeyle sınırlı değildir.
Sorun, tüketicinin çaresizliğini fırsata dönüştürmeyi marifet sayan anlayıştır.
Sorun, kazancı emekten değil fırsattan elde etmeye çalışan zihniyettir.
Sorun, müşteriyi memnun edilmesi gereken insan değil, son kuruşuna kadar sıkılması gereken cüzdan olarak gören bakış açısıdır.
Bir toplumda üretici kazanmalı.
Esnaf kazanmalı.
Yatırımcı kazanmalı.
Ama vicdan da kazanmalı.
Ahlak da kazanmalı.
Çünkü sadece para kazanan toplumlar zengin olabilir.
Vicdanını kaybeden toplumlar ise asla güçlü olamaz.
1450 liralık lahmacun aslında bir yemek değildir.
Bir zihniyetin fiyat etiketidir.
Ve o etiket, ürünün üstünde değil, onu normal gören anlayışın alnında durmaktadır.