Zaman, en acımasız münekkit ve en berrak aynadır. Tarihin akışı içerisinde sahte parıltılarla göz boyayanların, hakikatin muazzam kayasına çarptıklarında nasıl un ufak olduklarını izlemek, basiret sahipleri için bir sürpriz değildir. Bugün Tel Aviv meclisinin soğuk duvarları arasında yankılanan itiraflar, kuru bir siyasi tartışmanın çok ötesinde, asırlık bir uyanışın ve küresel dengelerin yeniden kurulduğunun en açık vesikasıdır. Şarkın ve garbın kesişim noktasında, kendi kabuğuna çekilmesi için binbir oyunla çember içine alınmaya çalışılan bir irade, bugün dünya siyasetinin tam merkezine oturmuş vaziyettedir.
Mesele sadece bir liderin veya bir kadronun başarısı değildir; mesele, asırlardır sineye çekilen sessizliğin, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında tecessüm ederek küresel sisteme karşı bir adalet çığlığına dönüşmesidir. Uluslararası ittifakların riyakâr zeminlerinde yönünü kaybeleyen dünyaya, NATO kürsülerinden irade beyan eden, mazlum coğrafyaların hukukunu masada koruyan bir Türkiye gerçeği mevcuttur. Bu gerçeği kendi iç siyasi hesaplaşmalarında itiraf etmek zorunda kalanlar, aslında yenilgilerinin faturasını birbirlerine keserken, hakkın tecellisini de istemeden tescil etmektedirler.
Hiçbir suni ittifak, hiçbir gizli mutabakat, zamanın ruhunu arkasına almış bu büyük yürüyüşü durdurmaya muktedir olamaz. Amerika’dan İran’a uzanan diplomatik hatlarda tek başına kalan ve yalnızlığın girdabında boğulanlar, Ankara’nın vizyoner hamleleri karşısında çaresizdir. Bu stratejik deha, sadece bugünün sınırlarını değil, istikbalin de mukadderatını şekillendirmektedir. Netice itibarıyla, sahnede perdeler kapanırken hakikatin ışığı parıldamakta ve Ankara merkezli bu muazzam irade, küresel nizama istikamet vermeye devam etmektedir.