Eskiden insanlar ziyarete giderdi.
Bir büyüğün elini öpmeye, bir hastaya moral vermeye, bir esnafın derdini dinlemeye, bir öğrencinin başını okşamaya...
Döndüklerinde de yanlarında birkaç hikâye getirirlerdi. Bir yetimin duasını, bir çiftçinin serzenişini, bir emeklinin hesabını, bir çocuğun hayalini anlatırlardı.
Şimdi ise ziyaret bitiyor...
Telefonlar çıkarılıyor.
Fotoğraflar seçiliyor.
Ve ardından o meşhur cümle geliyor:
"Nazik ziyaretleri için teşekkür ediyorum."
Ya da...
"Nazik ilgilerinden dolayı memnuniyet duydum."
Hepsi bu...
Sanki ülkede milyonlarca insan aynı cümleyi ezberlemiş gibi.
Kim kime gitmiş belli değil.
Niçin gitmiş belli değil.
Ne konuşulmuş belli değil.
Milletin hayatına dokunan tek bir cümle yok.
Fotoğraf var...
Kravat var...
Gülümseme var...
Ama fikir yok.
Oysa asıl mesele ziyaret etmek değildir.
Asıl mesele, ziyaretten geriye ne kaldığıdır.
Bir saat süren görüşmeden topluma aktarılacak tek şey "nazik ziyaret" cümlesi oluyorsa, o bir görüşme değil, sadece fotoğraf çekimidir.
İnsan merak ediyor...
O odada hiç mi memleket konuşulmadı?
Hiç mi ekonomi gündeme gelmedi?
Hiç mi eğitim, aile, gençlik, üretim, şehirler, ahlâk, kültür konuşulmadı?
Yoksa konuşuldu da anlatmaya değer bulunmadı mı?
Siyasetçinin görevi yalnızca tokalaşmak değildir.
Topluma düşünce taşımaktır.
Bir cümle bile olsa insanlara yeni bir pencere açmaktır.
Bir kitap tavsiye etmektir.
Bir istatistik paylaşmaktır.
Bir yanlış algıyı düzeltmektir.
Bir hedef göstermektir.
Bir umut vermektir.
Çünkü makamlar, fotoğraf albümü oluşturmak için değil; millete rehberlik etmek için vardır.
Ne yazık ki sosyal medya, siyasetin vitrini hâline geldikçe içerik küçüldü, fotoğraf büyüdü.
Eskiden sözün ağırlığı vardı.
Şimdi ise kadrajın...
Eskiden insanlar konuşmaları hatırlardı.
Bugün ise hangi karede kim önde durmuş, onu tartışıyoruz.
İşte asıl yoksulluk budur.
Kelime yoksulluğu...
Düşünce yoksulluğu...
Anlatacak fikir bulamayınca, herkes aynı kalıbın arkasına sığınıyor:
"Nazik ziyaretleri için teşekkür ederim..."
Oysa bir cümle, bazen bir okul kadar öğretici olabilir.
Bir fikir, bazen onlarca fotoğraftan daha kalıcıdır.
Toplumun ihtiyacı yeni teşekkür kalıpları değil; yeni fikirlerdir.
Çünkü insanlar artık aynı cümleleri okumaktan yoruldu.
Kendilerine ne söylendiğini değil, kendilerine hiçbir şey söylenmediğini fark etmeye başladılar.
Belki de bundan sonra ziyaretlerin sonunda şu soruyu sormak gerekir:
"Bu buluşmadan millet ne öğrendi?"
Eğer bu sorunun cevabı yalnızca "nazik ziyaretleri için teşekkür ederiz" ise...
Ortada ziyaret vardır.
Ama geriye kalacak bir iz yoktur.