“Allah azan karıncaya kanat takar, kuşa yem edermiş…”
Anadolu’nun asırlardır dilden dile dolaştırdığı bu söz, ilk bakışta sert görünür. Oysa içinde büyük bir hayat dersi gizlidir.
İnsan bazen öyle yükselir ki, artık yere bastığını unutur. Dün aynı sofrada oturduğu insanlara yukarıdan bakmaya başlar. Kendisini başarının değil, başarının sahibinin yerine koyar. Alkışları hakikat sanır. O noktadan sonra yükseliş, insana güç vermekten çok gözünü perdelemeye başlar.
Karınca kanatlanmıştır.
Oysa karınca için kanat, bir ödül değildir. Çoğu zaman sonun başlangıcıdır.
Hayatta da böyledir.
Kimi insanlar makam bulunca değişir. Kimi servet görünce değişir. Kimi şöhretle birlikte aynaya başka bir gözle bakmaya başlar. Hâlbuki insanı büyüten yükselmek değil, yükselirken eğilmeyi bilmektir.
Ne yazık ki kibir, en sessiz hastalıktır.
Sahibini hasta ettiğini en son kendisi fark eder.
Bugün çevremize baktığımızda bunun sayısız örneğini görüyoruz. Dün tevazuyla yürüyen nice insan, bugün ulaştığı makamı kendi meziyetinin eseri zannediyor. Oysa hayatın terazisi ağırdır; insanı çıktığı yere değil, taşıdığı yükün hakkını verip vermediğine göre tartar.
Fakat meselenin bir yüzü daha var.
Biz de çoğu zaman olayları yalnızca sonuçlarına bakarak değerlendiriyoruz. Birisi yükseldi mi “Allah sevdi” diyoruz. Birisi düştü mü “Allah cezalandırdı” diye hüküm veriyoruz.
İşte en büyük yanılgı burada başlıyor.
Çünkü her yükseliş mükâfat değildir.
Her düşüş de ceza değildir.
Kimi zaman yükseliş bir imtihandır. İnsanın karakterini, sabrını ve ahlakını sınayan ağır bir emanettir. Nice insanlar vardır ki fakirken korudukları dürüstlüğü zengin olunca kaybetmişlerdir.
Bazen de düşüş, yeniden ayağa kalkmanın kapısını aralar.
İnsanı kendisiyle yüzleştirir.
Eksiklerini gösterir.
Kalbini yumuşatır.
Yolunu düzeltmesine vesile olur.
Toprağa düşmeyen tohum filiz vermez. Budanmayan ağaç daha gür büyümez. Karanlığı yaşamayan insan, ışığın kıymetini tam anlayamaz.
Bu yüzden hayatın her inişini felaket, her çıkışını zafer sanmamak gerekir.
Zaman, insanın ilk gördüğünü değil; gerçekte ne yaşadığını ortaya çıkarır.
Bugün alkışlananların yarın unutulduğunu, bugün yere düşenlerin ise yıllar sonra milletin gönlünde taht kurduğunu tarih defalarca göstermiştir.
Hayatın hesabı günlük tutulmaz.
İlahi terazinin kefesi de insanın acele hükümlerine benzemez.
Belki de Anadolu irfanı bu yüzden tek bir cümleyle asırlık hikmeti özetlemiştir:
“Allah azan karıncaya kanat takar, kuşa yem edermiş.”
Ama bu sözün yanına bir cümle daha eklemek gerekir:
Her yükselişi hayra, her düşüşü şerre yormamak lazım.
Çünkü bazen zirve, insanın kaybettiği yerdir.
Bazen de en dip nokta, yeniden doğduğu yer…