Dünya Kupası...
İki maç.
İki yenilgi.
Hayaller başka bahara kaldı.
Elbette üzüldük.
Çünkü bu ülkede milli takım kaybedince sadece sahadaki on bir futbolcu kaybetmez.
Milyonlarca insanın ortak sevinci eksilir.
Ama asıl mesele mağlubiyet değildir.
Asıl mesele, mağlubiyetten sonra ortaya çıkan tablodur.
Düdük çalıyor.
Maç bitiyor.
Ve sosyal medya denilen sanal meydan...
Bir anda infaz kürsüsüne dönüşüyor.
Henüz yirmili yaşlarındaki çocuklar...
Bir anda hain ilan ediliyor.
Hakaret ediliyor.
Ailelerine kadar uzanılıyor.
Oysa aynı çocuklar gol atsaydı...
Aynı insanlar onları omuzlarda taşıyacaktı.
İşte mesele tam da budur.
Biz başarıyı alkışlamayı biliyoruz.
Peki ya başarısızlığa omuz vermeyi?
İşte orada sınıfta kalıyoruz.
2002'yi hatırlayın.
Sokaklar bayrak deniziydi.
Kimse birbirine hangi takımı tuttuğunu sormuyordu.
Formanın rengi belliydi.
Ay yıldız.
Herkes aynı heyecanı taşıyordu.
Futbolcular yalnız değildi.
Millet arkalarındaydı.
Belki de üçüncülüğü getiren en büyük güç buydu.
Bugün ise ilk tökezlemede sırtımızı dönmeyi marifet sayıyoruz.
Oysa spor...
Bazen kazanmayı...
Bazen de yeniden ayağa kalkmayı öğretir.
Milli forma...
Kulüp forması değildir.
Orada taşınan arma, bir şehrin değil, seksen beş milyonun ortak emanetidir.
Bu emaneti taşıyan gençler hata yapabilir.
Gol kaçırabilir.
Penaltı kaçırabilir.
Maç kaybedebilir.
Ama onurlarını kaybetmezler.
Onların en çok ihtiyaç duyduğu şey...
Hakaret değil.
İnandığını hissettiren bir milletin desteğidir.
"Canınız sağ olsun."
Belki de söylenecek en kıymetli cümle budur.
Çünkü moral veren milletler yeniden ayağa kalkar.
Yeren milletler ise sadece öfkesini büyütür.
Bir başka konu daha var.
Adı üstünde...
Milli takım.
"Milli" kelimesi sadece formanın göğsünde durmaz.
Ruhunda da yaşar.
Bu ülkenin tarihini bilen...
İstiklal Marşı okunurken yüreği hızlanan...
Ay yıldızlı bayrağın anlamını hisseden insanlar, bu takımın ruhunu daha güçlü taşır.
Bu yüzden teknik kadrosundan futbolcusuna kadar herkesin aynı aidiyet duygusunu paylaşması önemlidir.
Milli takım sadece futbol oynamaz.
Bir milleti temsil eder.
Bugün olmadı.
Yarın olabilir.
Yeter ki çocuklarımızı kaybetmeyelim.
Yeter ki umutlarımızı tüketmeyelim.
Çünkü dünya kupaları dört yılda bir gelir.
Ama kırılan bir gencin özgüveni...
Bazen ömür boyu geri dönmez.
Skor tabelası değişir.
Turnuvalar biter.
Kupalar el değiştirir.
Ama ay yıldızlı formaya duyulan sevgi...
Kaybettiği gün değil...
Kaybedene sahip çıkıldığı gün büyür.