Bizim eski bir terbiyemiz vardır.
Ölülerin ardından konuşulmaz.
Daha doğrusu, kötülük konuşulmaz.
Bir insan bu dünyadan göçüp gittiyse, hesabını artık ne gazetelere verir, ne meydanlara, ne sosyal medyaya...
Hesabını Rabbine verir.
O yüzden öteden beri şu kurala riayet ederiz:
"Ölülerinizi hayırla anın."
Biz de öyle yapalım.
Sinema sanatçısı Kadir İnanır için "toprağı bol olsun" diyelim.
Türk sinemasının uzun yıllar tanınan yüzlerinden biriydi. Milyonlarca insan onu beyaz perdede izledi. Sevenleri oldu, hayranları oldu, filmleri televizyonlarda yıllarca döndü durdu.
Fakat bir insanın ardından konuşurken sadece sanatını değil, hayata bıraktığı fikrî izi de hatırlamak gerekir.
İşte tam burada küçük bir not düşmek gerekiyor.
Çünkü millet hafızası dediğimiz şey, sadece alkışlardan oluşmaz.
Hatırladığımız şey bazen bir film sahnesi değildir.
Bazen bir duruştur.
Bazen bir tercihtir.
Bazen de bir yakınlıktır.
Kadir İnanır denildiğinde, bugün milyonlarca insanın zihninde ilk canlanan şey ne bir film karesi, ne unutulmaz bir replik, ne de sinema tarihine yön vermiş bir sanat ekolüdür.
Onun yerine, yıllar boyunca Türkiye'nin canını yakan bölücü terör meselesine ilişkin tavırları ve açıklamaları hatırlanmaktadır.
Bu durumun doğru ya da yanlış olduğunu tartışabilirsiniz.
Ancak toplum hafızasının nasıl çalıştığını değiştiremezsiniz.
Bir sanatçının bıraktığı en büyük miras, eserlerinin kendisinden daha uzun yaşamasıdır.
Eğer eserler geri planda kalıyor, siyasi pozisyonlar ön plana çıkıyorsa, orada üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo vardır.
Çünkü bu ülke çok ağır bedeller ödedi.
Binlerce evladını toprağa verdi.
Ocaklar söndü.
Analar ağladı.
Babalar mezar taşlarına sarıldı.
Şehit fotoğraflarıyla büyüyen nesiller oldu.
Dolayısıyla millet, terör karşısında mesafesiz gördüğü hiçbir tavrı kolay kolay unutmaz.
Affetse bile unutmaz.
Bugün Kadir İnanır'ın ardından söylenecek söz de budur.
Ne hakaret...
Ne öfke...
Ne de kin...
Sadece bir hatırlatma.
Toprağı bol olsun.
Ama bu milletin hafızasında, sanatından çok siyasi tercihleriyle yer etmiş olmasının da ayrıca düşünülmesi gerektiğini not düşelim.
Çünkü insanlar ölür.
Eserler kalır.
Tavırlar da...