Biz garip bir milletiz...
Yıllarca hastaneye ulaşmaya çalıştık.
Sabahın köründe sıra almak için kuyruğa girdik.
Koridorlarda bekledik.
Tekerlekli sandalyedeki babamızı, yatağa bağımlı annemizi bir araçtan ötekine taşırken ter içinde kaldık.
Sonra yaşlandık...
Bu kez hastaneye gitmek değil, hastaneye gidebilmek mesele oldu.
Çünkü yaşlılık insanın sadece saçlarını ağartmıyor; dizlerini yoruyor, nefesini daraltıyor, gücünü azaltıyor.
Şimdi devlet diyor ki:
"Sen gelemiyorsan, ben geleyim."
İşte yeni yönetmeliğin özeti budur.
Evde sağlık hizmeti artık daha sistemli hale getiriliyor.
Bir telefon...
Bir başvuru...
Bir kayıt...
Ardından kapıyı çalan sağlık görevlileri...
Aslında mesele sağlık hizmetinden çok daha büyüktür.
Mesele insanın kendi yatağında, kendi yastığında, kendi penceresinden dışarı bakarak tedavi görebilmesidir.
Çünkü bazı hastalıklar vardır ki ilacı reçetede yazmaz.
Bir Alzheimer hastasının tanıdığı duvarlara bakması da tedavidir.
Bir Parkinson hastasının yıllardır oturduğu koltukta huzur bulması da tedavidir.
Bir kanser hastasının torununun sesini duyması da tedavidir.
Doktorlar buna bazen "yaşam kalitesi" diyor.
Ben buna insanlık diyorum.
Yeni düzenlemenin bir başka tarafı daha var:
Palyatif bakım...
Adı teknik gelebilir.
Ama özü şudur:
İyileşmesi zor, ağır hastalıklarla mücadele eden insanların daha az acı çekmesini sağlamak.
Çünkü her savaşın kazanılması mümkün değildir.
Fakat her insanın onuruyla yaşaması mümkündür.
Modern dünyanın en büyük sınavlarından biri budur zaten.
İnsan ömrü uzuyor.
Nüfus yaşlanıyor.
Tıp ilerliyor.
Ama yaşlısına nasıl baktığın, teknolojinden daha çok şey anlatıyor.
Bir ülkenin medeniyet seviyesi gökdelenlerinin boyuyla değil, yatağa bağımlı vatandaşına gösterdiği şefkatle ölçülür.
Yönetmeliğe göre hastaneler artık palyatif bakım servisleri kuracak.
Yatak ayıracak.
Koordinasyon merkezleri oluşturacak.
Başvuruları takip edecek.
Kâğıt üzerinde güzel...
Şimdi asıl soru şu:
Bu hizmetler vatandaşın kapısına gerçekten ulaşabilecek mi?
Telefon açan yaşlı teyze günlerce bekletilmeyecek mi?
Evde bakım ekiplerinin sayısı yeterli olacak mı?
Köyde yaşayanla şehir merkezinde yaşayan aynı hizmeti alabilecek mi?
Çünkü memlekette bazen yönetmelikler kusursuz olur...
Uygulama ise yolunu kaybeder.
Vatandaşın istediği çok büyük şeyler değil.
Annesinin rahat etmesi...
Babasının acı çekmemesi...
Hasta evladının yalnız kalmaması...
Hepsi bu...
Eğer bu düzenleme gerçekten çalışırsa, devlet hastanın kapısını yalnızca tebligat için değil, şefkat için çalmış olacak.
İşte o gün, sağlık hizmeti sadece bir kamu görevi olmaktan çıkar.
İnsanlık görevi haline gelir.