Bazı şehirler vardır...
Onları tarihi kalıntıları anlatmaz.
Onları caddeleri anlatmaz.
Onları nüfus cetvelleri de anlatamaz.
O şehirleri ancak insanları anlatır.
Hele Erzurum gibi şehirler...
Onların tarihi yalnızca kitabelerde değil, muhtar hafızalarda saklıdır.
***
Bu bapta, Erzurum'un yaşayan değerlerinden ve kanaat önderlerinden Muammer Cindilli Bey'in hatıralarını okurken insan, bir şahsın hayat hikâyesinden çok, bir şehrin ruhuyla karşılaşır.
Çünkü anlatılanlar yalnızca geçmiş değildir.
Bir medeniyet telakkisinin günlük hayata nasıl sindiğinin misalleridir.
***
Bugün insanın kıymeti çoğu zaman servetiyle ölçülüyor.
Hâlbuki Cindilli'nin anlattığı Erzurum'da zenginlik başlı başına bir meziyet sayılmazdı.
Hatta teşhiri ayıp görülürdü.
Bir insanın ne kadar mal sahibi olduğundan ziyade, o malın gönlüne ne yaptığına bakılırdı.
Servet insanı büyütüyorsa makbul...
Şişiriyorsa makbul değil...
Mahalle bunu görür, tartar ve hükmünü verirdi.
Ne mahkeme lazımdı...
Ne de sosyal medya...
Vicdanın kurduğu görünmez bir içtimaî murakabe vardı.
***
Hatıralarda adı geçen mahalle büyüklerine dikkat ediniz.
Paşa Hanım'a...
Bahri Ağabey'e...
İsmi geçen o eski Erzurum insanlarına...
Bunlar bugünkü mânâda makam sahibi insanlar değildir.
Fakat gönül sahibi insanlardır.
Bir mahallede iki kişinin arasını bulmak...
Bir yetimin başını okşamak...
Bir gelinle kaynanayı barıştırmak...
Bir fakirin ihtiyacını kimseye duyurmadan gidermek...
İşte onların itibarı buradan gelirdi.
Bugün cemiyet hayatında eksikliğini hissettiğimiz şey de biraz budur.
Makam çoğaldı.
Fakat ağabeylik azaldı.
Yetki arttı.
Fakat hikmet azaldı.
***
Muammer Cindilli'nin satırlarında insanı en fazla düşündüren hususlardan biri de şudur:
Zengin ile fakir aynı mahallede yaşıyor.
Aynı sokağı paylaşıyor.
Aynı camide saf tutuyor.
Aynı esnaftan alışveriş ediyor.
Bunun için birbirinin hâlinden haberdar oluyor.
Şimdi ise insanlar aynı şehirde yaşayıp birbirine yabancı.
Mahalleler büyüdü ama komşuluk küçüldü.
Binalar yükseldi ama insanlar birbirinden uzaklaştı.
Bir zamanlar fakirin ihtiyacı mahallede duyulurdu.
Bugün apartman kapılarının ardında sessizce kayboluyor.
***
Bir başka dikkat çekici taraf...
Cindilli'nin hatıralarında sık sık doğruluk olgusuna rastlıyoruz.
Yaşadığını anlatırken süslemeye ihtiyaç duymuyor.
Çünkü eski Erzurum terbiyesinde mübalağadan evvel hakikat gelir.
Hatıra yazmak yalnızca geçmişi anlatmak değildir.
Bir devre şahitlik etmektir.
Şahitlik ise emanet ister.
Vicdan ister.
Mesuliyet ister.
***
Şehirler yalnız kum, çakıl, taş ve betonla inşaa olmaz.
İnsanla kurulur.
İnsan da yalnız bilgiyle yetişmez.
Ahlâkla yetişir.
Muammer Cindilli'nin hatıralarını kıymetli kılan taraf da budur.
O satırlarda Erzurum'un sokaklarından çok vicdanı dolaşıyor.
Bir devrin insan anlayışı...
Komşuluk hukuku...
İzzet ve tevazu ölçüsü...
Varlık ile vakar arasındaki ince çizgi...
Bütün bunlar birer hatıra gibi görünse de aslında bir medeniyetin kırıntılarıdır.
Ve insan, bu satırları okurken ister istemez şu suali soruyor:
Acaba biz şehirlerimizi büyütürken, onları şehir yapan ruhu ne kadar muhafaza edebildik?