Eski Yunan filozofu Sokrates'in anlattığı söylenen meşhur bir hikâye vardır.
Bir adam gelir ve:
"Arkadaşın hakkında bir şey duydum..." der.
Sokrates hemen durdurur:
"Önce üç elekten geçirelim."
Birinci elek...
Gerçeklik.
Doğru mu?
Adam cevap verir:
"Bilmiyorum, başkalarından duydum."
İkinci elek...
İyilik.
İyi bir şey mi?
"Hayır..."
Üçüncü elek...
Yararlılık.
İşe yarayacak mı?
"Hayır..."
Sokrates de noktayı koyar:
"O halde niye anlatıyorsun?"
Aradan iki bin dört yüz yıl geçmiş...
İnsanlık uzaya gitmiş...
Yapay zekâ çıkmış...
Teknoloji çağ atlamış...
Ama galiba şu üç eleği kullanmayı hâlâ öğrenememişiz!
Sabah kalkıyoruz...
Telefona bakıyoruz...
Sosyal medya dedikodu kaynıyor.
Kimin ne yaptığı...
Kimin ne söylediği...
Kimin kime küstüğü...
Kimin hangi fotoğrafı paylaştığı...
Bir kısmı doğru değil.
Bir kısmı iyi değil.
Büyük bölümü de kimseye yarar sağlamıyor.
Ama milyonlarca insan bunları konuşuyor.
Üstelik yalnız sosyal medyada değil.
Kahvehanelerde...
İş yerlerinde...
Sokaklarda...
Hatta bazı televizyon ekranlarında bile...
Doğruluğu araştırılmamış iddialar, gerçekmiş gibi dolaşıyor.
Bir insan hakkında ortaya bir söz atılıyor.
Dakikalar içinde binlerce kişiye ulaşıyor.
Sonra o haberin yanlış olduğu ortaya çıkıyor.
Ama iş işten geçmiş oluyor.
Çünkü yalanın ayakları hızlıdır.
Gerçeğin ise nefesi uzun...
Toplum olarak belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, Sokrates'in üç eleğidir.
Bir haber duyduğumuzda kendimize sormalıyız:
Bu doğru mu?
Bu iyi mi?
Bu yararlı mı?
Üç sorudan birine bile cevap veremiyorsak susmak bazen konuşmaktan daha değerlidir.
Ne yazık ki bugün susmayı değil, konuşmayı marifet sayıyoruz.
Bilgiyi değil, söylentiyi büyütüyoruz.
Hakikati değil, gürültüyü çoğaltıyoruz.
Oysa kırılan gönüller...
Zedelenen itibarlar...
Parçalanan dostluklar...
Çoğu zaman işte bu filtresiz sözlerin sonucudur.
Belki de medeniyet dediğimiz şey biraz da dilimize sahip çıkabilmektir.
Her duyduğumuzu tekrarlamamak...
Her söyleneni yaymamak...
Her iddiaya inanıp peşine düşmemek...
Çünkü bazen bir söz, sahibine dönmeden önce onlarca insanı yaralayabilir.
Sokrates'in asırlar öncesinden verdiği ders hâlâ geçerliliğini koruyor:
Doğru değilse...
İyi değilse...
Yararlı değilse...
Söylemenin de dinlemenin de bir anlamı yoktur.