İnsan, bazen bir milletin hafızasını bir tek cümlede bulur. Kimi söz vardır ki yalnız söylendiği devrin değil, asırlar sonrasının da kandilidir. İşte Selçuklu’nun muzaffer kumandanı, Pasinler Zaferi’nin yiğit serdarı İbrahim Yınal’ın nasihatleri böyledir. Bir savaş meydanında kazanılan zafer kadar, insan ruhunda kazanılan hikmet de mühimdir.
Bugün cemiyetimizin en büyük buhranı, bilgiyi çoğaltıp hikmeti azaltmış olmasıdır. Herkes konuşuyor; lâkin az kişi düşünüyor. Herkes görünmek istiyor; lâkin az kişi olgunlaşmak istiyor. Onun içindir ki asırlar evvel söylenen şu sözler, bugünün insanına tokat gibi inmektedir:
“Yaşı küçük olanla, yeni zengin olanla ve yeni makam sahibi olanla yakın olma…”
Çünkü insanın mayası zamanla ortaya çıkar. Servet, makam ve kudret; karakteri büyütmez, yalnızca içindekini açığa çıkarır. Yeni makam sahibinin başını döndüren alkış, nice dostlukları harcamıştır. Yeni zenginin cebine giren para, bazen gönlünden edebi eksiltmiştir. Yaş küçüklüğü ise yalnız takvim işi değildir; nice ihtiyarlar vardır ki çocuk kadar hamdır.
Bakınız ne diyor Selçuklu aklı:
“Mesleğinde eski olanla, bilgide köklü olanla ve eski komşuyla inatlaşma…”
Bizde eskiden “pir” sözü vardı. Mesleğin piri… Hayatın piri… Şimdi herkes üç günlük bilgiyle hüküm vermeye kalkıyor. Hâlbuki tecrübe, kitaplardan değil, ömürden damıtılır. Eski komşunun kıymetini de apartman hayatı unutturdu bize. Yan yana yaşayıp birbirine yabancılaşan bir cemiyet olduk.
Ve ne kadar ibretlidir şu öğüt:
“Aklı küçük olanla, yaşı küçük olanla ve tecrübesi az olanla tartışma…”
Çünkü tartışmanın maksadı hakikati bulmak değil de galip gelmek olursa, söz ilim olmaktan çıkar, gürültüye döner. Bugün ekranlarda, meydanlarda, sosyal medyada gördüğümüz kavga biraz da budur. Herkes cevap yetiştiriyor; kimse hakikati aramıyor.
İbrahim Yınal’ın en derin sözlerinden biri şudur:
“Ahlakı dar olanı, bakışı dar olanı ve düşüncesi dar olanı ikna etmeye çalışma…”
Ne büyük hakikat! Dar gönüllü insan, hakikati değil kendi öfkesini savunur. Ön yargı, insanın gözündeki perde gibidir. Hakikati gösterirsiniz, yine de görmek istemez. Çünkü mesele görmek değil, kabullenmektir.
Lâkin bu nasihatler yalnız uzak durulacak insanları değil, kıymeti bilinmesi gerekenleri de anlatır:
“Kalbi büyük olanı, himmeti yüksek olanı ve sözünün eri olanı küçümseme…”
İşte medeniyet böyle insanların omzunda yükselir. Büyük kalpli insanlar, yalnız kendileri için yaşamazlar. Himmeti yüksek olanlar, milletin yükünü sırtlanırlar. Sözünün eri olanlar ise güvenin direğidir. Bugün en çok kaybettiğimiz şeylerden biri de budur: sözün ağırlığı…
Bir zamanlar “adamın sözü senetti” denirdi. Şimdi imzalar çoğaldı, güven azaldı.
Ve son öğüt, bugünün karanlığına tutulmuş bir kandil gibidir:
“Ufku geniş olanı, gönlü geniş olanı ve çözüm yolları çok olanı unutma…”
Çünkü medeniyet, dar kafaların değil; geniş ufukların eseridir. Kin tutanlar değil, çözüm üretenler tarih yapar. İnsanları ayıranlar değil, gönül kuranlar millet inşa eder.
Asırlar evvel bir Selçuklu kumandanının söylediği bu sözler, yalnız bir öğüt değil; bir medeniyet ahlâkıdır. Eğer yeniden ayağa kalkacaksak, önce bu hikmeti yeniden hatırlamak mecburiyetindeyiz.
Zira devletler kılıçla kurulur; fakat ahlâkla yaşar.