Bazı sözler vardır ki yalnızca nasihat değildir; bir hayat nizamının özeti, bir medeniyetin ahlak pusulasıdır. Mehmed Zahid Kotku Efendi Hazretleri’nin bu tembihleri de işte böyledir. Kuru bir öğütler listesi değil; insanın iç dünyasını inşa eden, cemiyeti ayakta tutan derin bir irfanın satır başlarıdır.
Bugün insan, her zamankinden daha çok “yardım bekleyen” bir varlık hâline getirildi. Reklamlar, ideolojiler, modern hayatın karmaşası… Hepsi kulağımıza aynı şeyi fısıldıyor: “Sen tek başına yetmezsin.” Oysa bu büyük zatın ilk sözü bir istiklal beyannamesi gibidir: “Kimseden bir yardım bekleme.” Bu, insanı kibirli kılmak için değil; aksine, onu yalnızca Hakk’a bağlamak içindir. Kuldan umudu kesmek, Hakk’a yönelmenin en berrak yoludur.
Dil meselesi… Ne çok konuşuyoruz, ne çok kırıyoruz. Sosyal mecralarda, gündelik hayatın içinde, tartışmalarda… Söz, artık hikmet taşıyan bir emanet değil; çoğu zaman nefsin kılıcı. “Katiyen sert konuşma ve çok da konuşma” diyen bu ikaz, aslında bir edep medeniyetinin özüdür. Çünkü söz azaldıkça mana derinleşir; ses yükseldikçe hakikat kaybolur.
Bir başka incelik: “Masum ve fukaraya karşı gayet mülayim ol.” Bugün güçlünün haklı sayıldığı bir dünyada, bu cümle başlı başına bir devrimdir. Fakire karşı şefkat, masuma karşı merhamet… Bunlar yalnızca bireysel erdem değil; bir toplumun insan kalabilme şartıdır.
Devlet kapılarından uzak durmak… Bu tavsiyeyi bugünün şartlarında anlamak için biraz durup düşünmek gerekir. Bu, devlete karşı olmak değil; gücün cazibesine kapılmamaktır. Çünkü iktidar, insanın içindeki gizli arzuları büyüten bir aynadır. O aynaya bakarken kendini kaybetmemek, her babayiğidin harcı değildir.
Ve günah… Modern dünya günahı sıradanlaştırdı. Hatta çoğu zaman süsledi, cazip hâle getirdi. “Günah yerlerinden de kaç” ikazı, sadece fiziki mekânları değil; zihni, kalbi ve bakışı da kapsar. Çünkü insan önce bakışta kaybeder, sonra adımda.
Belki de en çarpıcı olanı: “Dünya için zinhar dinini zayi etme.” Bu cümle, bugünün insanına söylenmiş en sert ama en gerçek uyarıdır. Kariyer, para, makam, şöhret… Hepsi geçici. Ama insan, ebedî olanı geçiciye feda etmeye ne kadar da meyilli!
Ölümü unutmamak… Modern çağın en büyük kaçışı budur. Ölümü hayatın dışına itmek, onu konuşmamak, görmezden gelmek. Oysa ölümü hatırlayan insan, hayatı daha doğru yaşar. Çünkü bilir ki her şeyin bir hesabı vardır.
Bidatlerden sakınmak, nefse uymamak, kimseyi kusurlu görmemek… Bunlar insanın iç terbiyesinin esaslarıdır. Başkasının kusurunu görmek kolaydır; zor olan kendi kusuruyla yüzleşmektir. Ve belki de bu yüzden en çok ihmal edilen budur.
Çocuk meselesi… “Hediye ver, kusurunu ört.” Ne kadar zarif bir eğitim anlayışı! Ceza ile değil, sevgi ile terbiye. Açığa vurmakla değil, koruyarak yetiştirmek. Bugün pedagojinin uzun uzun anlattığını, bir cümleyle özetleyen bir hikmet.
Kimsesizi bulmak, muhtaca hizmet etmek… Bu, sadece bir sosyal sorumluluk değil; bir iman meselesidir. Çünkü insan, başkasının yükünü omuzladıkça hafifler.
Ve nihayet: Kur’an ile meşgul olmak, zikri hayatın merkezine koymak… Unutmanın bu kadar yaygın olduğu bir çağda, hatırlamanın tek yolu budur. Hakk’ı unutmamak, O’ndan zerre kadar ayrılmamak… İşte bütün mesele burada düğümlenir.
Dünya ziynetlerine iltifat etmemek ve haramdan uzak durmak… Bugünün insanı için belki de en zor olan budur. Çünkü cazibe her yerde, sınır ise giderek silikleşiyor. Ama hakikat değişmez: Haramdan gelen, bereket getirmez.
Netice itibarıyla bu tembihler, bir asrın değil; bütün zamanların rehberidir. İnsan değişse de zaafları değişmez. Ve bu sözler, o zaaflara karşı birer siper gibidir.
Bugün belki en çok ihtiyacımız olan şey; yeni sözler değil, bu kadim sözleri yeniden duymaktır. Çünkü hakikat eskimez. Sadece biz, ondan uzaklaşırız.