Ümraniye’de bir gece…
Ama sıradan bir gece değil.
Kalabalık bir salon.
Davulun sesi… zurnanın çağrısı…
Ve Anadolu’nun kadim ritmi.
Ümraniye’de düzenlenen “Dadaşlar dayanışma gecesi” aslında bir köy hikâyesi.
Ama dikkat…
Bu hikâye sadece bir köyün değil, bir memleketin hikâyesi.
Şehir büyür.
İnsan kalabalıklaşır.
Ama kökler…
Kökler hep aynı yerde durur.
Aşkale’nin Dallı Köyü’nden çıkan insanlar…
İstanbul’un ortasında bir araya geliyor.
Neden?
Unutmamak için.
Unutturmamak için.
Program başlıyor.
Saygı duruşu.
İstiklal Marşı.
Ve ardından…
Davul-zurna.
Salon bir anda değişiyor.
Beton şehir gidiyor…
Yerine Erzurum yaylası geliyor.
Halaylar kuruluyor.
Omuz omuza.
Sıkı sıkıya.
İşte mesele tam burada.
Sahneye Arzu Şahin çıkıyor.
Türküler yükseliyor.
Türkü dediğin…
Sadece müzik değildir.
Hafızadır.
Hatıradır.
Bazen de memleketin ta kendisidir.
Arif Sağ gelemiyor.
Sağlık sebebi.
Ama onun adı bile salonda bir saygı duruşu gibi.
Bir de işin görünmeyen tarafı var.
Dernek Başkanı Ali Taş konuşuyor:
“Cem ve Kültür Evi yapacağız” diyor.
Bakın…
Bu cümle sıradan değil.
Bu cümle…
“Biz buradayız” demektir.
“Biz kaybolmayacağız” demektir.
Türkiye’nin dört bir yanından insanlar gelmiş.
Sivas’tan… Erzincan’dan… Malatya’dan…
Soruyorum:
Bu sadece bir gece mi?
Hayır.
Bu…
Anadolu’nun şehirde yeniden kurulmasıdır.
Plaketler veriliyor.
Eski başkanlar unutulmuyor.
Çünkü…
Vefa, bu toprakların en eski geleneğidir.
Sonunda fotoğraflar çekiliyor.
Gülümseyen yüzler.
Ama o karelerin içinde başka bir şey daha var:
Birlik.
Şehirler büyüyor.
Hayat hızlanıyor.
Ama böyle geceler…
İnsana şunu hatırlatıyor:
Nereden geldiğini bilenler…
Nereye gideceğini de bilir.
Ve belki de en önemlisi:
Kökü sağlam olanın…
Gölgesi büyük olur.