Bazı insanlar öldükten sonra başarılarıyla anılır. Bazıları ise arkalarında bıraktıkları kırgınlıklarla hatırlanır.
Gazetecilik, insan hayatına en fazla dokunan mesleklerden biridir. Bir savcının kararı belli kişileri etkiler. Bir hakimin hükmü belli dosyalarda sonuç doğurur. Fakat bir manşet bazen milyonların zihnine aynı anda ulaşır.
İşte bu yüzden gazetecinin sorumluluğu büyüktür.
Bir insan hakkında eksik bilgiyle haber yapmak kolaydır. O haberi düzeltmek de mümkündür. Ancak o kişinin yaşadığı itibar kaybını düzeltmek çoğu zaman mümkün olmaz. İnsanlar yanlış haberi görür, düzeltmeyi görmez. Manşeti hatırlar, özrü hatırlamaz.
Bugün dönüp baktığımızda toplumun hafızasının güçlü olduğunu görüyoruz. İnsanlar yıllar önce yaşadıkları mağduriyetleri anlatmaya devam ediyor. Kimi zaman bir gazetecinin ardından yapılan değerlendirmelerde bu kırgınlıklar yeniden ortaya çıkıyor.
Demek ki kalem sadece yazmıyor. İz de bırakıyor.
Gazetecilik elbette hakikatin peşinden gitmektir. Ancak hakikati ararken insan haysiyetini korumak da aynı derecede önemlidir. Şüpheyi bilgi gibi sunmak, iddiayı hükme dönüştürmek ve insanları peşinen suçlu ilan etmek gazeteciliğe güç kazandırmaz.
Asıl güç güven oluşturmaktır.