Ana Sayfa Guncel Asayiş Siyaset Ekonomi Eğitim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Araştırma İnceleme Bölgeden Türkiye Teknoloji Seçime Doğru
Yeşilay Erzurum Şubesi’ne ödül
Yeşilay Erzurum Şubesi’ne ödül
Erzurum için kuvvetli yağış uyarısı
Erzurum için kuvvetli yağış uyarısı
KUDAKA'dan 4 projeye destek
KUDAKA'dan 4 projeye destek
Sekmen'den kentsel dönüşüm değerlendirmesi
Sekmen'den kentsel dönüşüm değerlendirmesi
Karaca güven tazeledi
Karaca güven tazeledi

İsmail Bingöl

Etrafımızdakilere Bakış Açısı Üzerine…
27 Ocak 2009 Salı

Her yerde var hayâtı birer türlü nakleden
      Lakin derin görenler usanmış hikâyeden.”

Yahya Kemal

 

            İnsan; büyük bir bölümüyle hâlâ meçhul bir varlık… Bir büyük manzaranın orta yerinde kendine alan açmak için devinip durur; ömrü bitinceye, çerağ sönünceye kadar… Kimi; hayatın ve ötekilerinin kendine dikte ettirdiği bir gerçeği yaşar, kimi; bunlara karşı bir savunma geliştirip, kendince yaşar. Varlığa ve darlığa bakış açıları tamamen başkadır ve ortaya koydukları hayat çizgisi toplumun geneli için izahtan varestedir. Çokluğun (kesretin) dayattıkları karşısında yorulan kafa, gün gelip ince bir çizgi üzerinde yürümenin zorluğu karşısında, kendi boyutlarıyla yaşamaya başlar.

            Ama bu yazdığımız; toplumun ve halkın dışına çıkılmak, onu terk etmek manasına alınmamalıdır. Halka ya da halkın yaptıklarına karşı bir isyan hareketi, bir protesto da değildir.

            Yalnızca; düşünce derinliğinin incelttiği bir ruhun, kalabalıkların hodgâm davranışlarına tahammülsüzlük veya bunlara muhatap olmanın getireceği incinmişliğin herkesteki gibi oluşmayacağı içindir. Gerçi, bunun etraftakiler tarafından genelde yanlış yorumlanma tehlikesi her zaman vardır. Ve gösterilen davranış ve sözler, bir anlamda toplumun nereye gittiğinin, algılarının ve zevklerinin neye göre değiştiğinin, bu gidişle daha ne kadar değişeceğinin de en önemli delilidir.

            Yüreği acılarla test edilmemiş, ruhu aşkla tartılmamış bedenler, hayatı ve insanı anlamlandırma konusunda her zaman eksiktirler ve bu korkunç boşluk bir şekilde doldurulmadıkça, eksiklik, kabalık gün gün büyüyecek, bu işe kafa yoranların sinesini dağlamaya devam edecektir. Bu tahrifat, bu dağınıklık, bu hoyratlık, tarifi mümkün olmayan sınırları zorladıkça; korkular büyüyecek, insanlar arasındaki uçurumlar gittikçe derinleşecektir.

            Fakat en korkuncu ve belki en tuhafı da; hayatı büyüten ve tevekkülle karşılayan, selâm verdiklerini yüreğinin enginliğiyle rahatlatanların her gün birkaçının daha ecele yenik düşüp, sessiz sedasız ortadan, yani aramızdan çekiliyor olmalarıdır. Bu anlatmak istediğimizi çok güzel ifade eden birinin, Yahya Kemal’in bir şiirinden (DUYUŞ VE DÜŞÜNÜŞ ) birkaç mısraını buraya almadan geçmeyelim:

Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer,
Ay geçmiyor ki almayayım gamlı bir haber.
(…)
İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri
Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri.

            Bu durum yaşadığımız şehir için de düşünülebilir, ülke için de, dünya için de… Yerlerinin doldurulması mümkün değildir ve bu noktanın farkında olanlar için büyük bir hüzün kaynağıdır. Hele de, hak ettikleri değeri bulmadan terki diyar etmişlerse… Bundan sonra; vâ esefâ! (eyvah, yazık!)

demenin neye yaradığını ya da neye yarayacağını kim bilebilir? Öyleyse yaşarken az da olsa kıymetini bilmenin yerini, öldükten sonra yapılacak hiçbir büyük mezar ya da anma töreninin doldurmayacağını düşünmeliyiz.

            Aslında “sessiz sedasız” dedik ama, gerçekte sesleri de var, sedaları da… Ne var ki; duyacak kulak, kavrayacak ruh ve çoğu kişi de bulunmayan bir dikkati nazar gerektirir. Zira onlar, bazen aramızda dolaşırlar, bazen kendilerine has duruşlarıyla yanımızdan geçip giderler. Bunlardan kimi geçmişten bir okul arkadaşımız, kimi akrabamız ve kimi de; varlığından uzaktan uzağa haberdar olduğumuz birileridir. Ancak ne hazindir ki, bunları tanıyor olmamız, bizim onlara vermemiz gereken değeri artıracağı yerde, hatta azaltır. “Şu bizim…..  ifadesiyle başlayıp giden nice sözler uydurmuşuzdur bir de… Tanımadıklarımızın yazdıklarını gözümüzde büyütürken, o ve onun gibilerin yıllardır gösterdiği gayretin ürünlerini adeta görmezden gelir, küçük bir iltifatı bile esirgeriz. O şehri yönetenlerce, hep başkalarının yazdıkları bastırılıp dağıtılır önemli günlerde yaşadığı şehrin insanlarına… Buralı olmadıkları ve şahsen tanınmadıkları için onlar ulaşılmazdırlar ve yazdıkları da o oranda önemlidir. Bu şehirde, bu sancıyı çekip, ıstırabından çile damıtan herkes bu yazının muhatabıdır ve bu sitemin bir parçasıdır.

            Bu uzun girizgâhtan sonra, anlatmaya, daha doğrusu hayatından çok kısa kesitler vermeye çalışacağım, ama adını vermeyeceğim kişi de bunlardan biri olarak sayılabilir. Onunla tanışıklığımız ta ortaokul yıllarına dayanmaktadır. Aradan geçen bu kadar yılda, farklı yerlerde ve farklı işlerle meşgul olduğumuzdan çok fazla karşılaşmadık. Geçtiğimiz yıllarda seyrek olarak, Hemşin akşamlarında, sazın, sözün ve muhabbetin birbirini tamamladığı vakitlerde görürdüm. Kafasıyla çekinerek verdiği hafif bir selâmla gelir, ortamın devamlılığına ket vurmamanın anlayışlı tavrı içerisinde bir kenara oturur, biraz dinler ve mekânın yükünü aldığı bir sırada da fark ettirmeden kalkıp giderdi.

            Onu Hemşin Pastanesinde son görüşümün ardından birkaç yıl hiç rastlaşamadık. Zamanda ve mekânda olan değişikliklerden sonra artık oralara uğramaz olmuştu. Bir gün; ara sıra uğradığım bir çayhanede tekrar karşılaştık. Hayatı anladığı gibi yaşayanlara özgü bir hal vardı üzerinde ve kıyafeti de buna uygundu. Derinliği ve inceliği olan cümleler dilinden dökülmeye başlayıncaya kadar, sadece  görüntüsüne bakarak, okumaya ve düşünmeye hangi boyutta meftun biri olduğunu asla tahmin edemezsiniz. Bir yerde fazla oturmaktan sıkılan bir hâli olduğu için, uzun sayılamayacak bir sohbetin ardından hafızama, başkalarına ait olduğunu düşündüğüm birkaç vurucu söz kazıyarak, her zaman ki gibi birden çekti gitti.

            İşte onlar… “Bazen halka bir şey vermek için halkın içine gireriz, bazen bir şey almak için…” , “Dünya öyle bir metâ değil ki nizâya değsin!”

 

 

 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Ayhan Kara
Ayhan Kara
Erzurum.. Ve Giden Gelmiyor, Acep Nedendir?
Ö. Faruk Kayaalp
Ö. Faruk Kayaalp
Büyükşehir Halk Pazarları ve Allah Korkusu
Ahmet Göksan
Ahmet Göksan
Sandala Mandala
Mahmut Akdağ
Mahmut Akdağ
Yapay Zeka İllet mi, Nimet mi?
İslamhan Bulutlar
İslamhan Bulutlar
Özgür ülke olmanın ilk şartı
İzzet Fehmi Aksakal
İzzet Fehmi Aksakal
Kül Rengi Harita
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ANKET
Erzurum’un 2026 Beklentileri:

Göçün durması
Hızlı Tren
Doğalgaz ve enerjide indirim
Stadyum
Direkt uçak seferlerinin artırılması
Erzurumspor’un Süper Lige yükselmesi
2. OSB’nin tam kapasiteye ulaşması
Yatay yapılaşmaya geçilmesi
Tarımsal sanayi yatırımları


Sonuçları göster Anket arşivi
ARŞİV
ERZURUM
FACEBOOK'TA ERZURUM GAZETESİ
TWITTER'DA ERZURUM GAZETESİ
ERZURUM GAZETESİ
Ana Sayfa Guncel Asayiş Siyaset Ekonomi Eğitim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Araştırma İnceleme Bölgeden
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva