ford ercihan otomotiv
Ana Sayfa Guncel Asayiş Siyaset Ekonomi Eğitim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Araştırma İnceleme Bölgeden Türkiye Teknoloji Seçime Doğru
Aralık kar ile geldi
Aralık kar ile geldi
Eren Kış-9 Operasyonu başlatıldı
Eren Kış-9 Operasyonu başlatıldı
ÇAM temsili duruşmayla tanıtıldı
ÇAM temsili duruşmayla tanıtıldı
Alacak verecek kavgası kanlı bitti: 1 yaralı
Alacak verecek kavgası kanlı bitti: 1 yaralı
Milletvekili Aydemir: ‘Rotamızı Milletimiz çizer’
Milletvekili Aydemir: ‘Rotamızı Milletimiz çizer’
HABERLER>ARAŞTIRMA İNCELEME
23 Eylül 2009 Çarşamba - 03:27

Akif’e Saygı

"Akif'e saldıranlar, onun İstiklal Marşı'nı dinleyerek bayrağı selamladılar: Hala da öyle!" "Ne Safahat unutuldu, ne de Mehmet Akif!"

Akif’e Saygı

Taha Akyol

            “Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un ölümünün 73. yıldönümündeyiz. Akif'in yazdığı "İstiklal Marşı"nı 88 yıldır söylüyoruz. Bunun Akif tarafından yazılmasının sebebi sadece onun şairlik yeteneği değildir... Çünkü Akif kadar yetenekli başka şairler de vardı...”
“Akif, İstiklal Savaşı'mızı bütün anlamlarıyla kavrayıp, ruhunun adeta her zerresinde hissederek en güzel şekilde şiirleştirdiği için…”
“Akif hakkında yazılmış eserlerin en iyilerinden biri Ertuğrul Düzdağ'ın "Mehmed Akif Hakkında Araştırmalar" adlı kitabıdır. Düzdağ, bir "Mehmet Akif Araştırmaları Merkezi" de kurmuştur.”
“Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, "Herkesi tatmin edebilecek ve o günlerin heyecanını ifade eden bir şiire rastlamadıklarını" açıklamıştır.” “Yarışmaya Akif katılmamıştır. Çünkü kazanacak şiiri yazanan 500 lira ödül verilecektir ve Akif bunu kabul etmemektedir.”
“Ve Akif'in "İstiklal Marşı", 12 Mart 1921'de Meclis'te okunarak ayakta alkışlarla kabul edilmiştir.” “Düzdağ anlatır: Kendisi parasızlıktan paltosuz gezen Akif, ödül parası olan 500 lirayı Sarıkışla Hastanesi'ndeki yaralı gazilere ve fakir kadınlara örgücülük öğreterek meslek kazandırmaya çalışan bir hayır kurumuna bağışlamıştır (s. 227-230)”
“Mehmet Akif, ölüm döşeğinde iken, "İstiklal Marşı"ndan söz açılması üzerine şunları söylemiştir: "O şiir milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Bin bir facia karşısında bunalan ruhların ızdıraplar içinde kurtuluş dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. Bir daha yazılamaz. Onu ben de yazamam... O şiir benim değil, artık milletin malıdır..." (s. 230).
“Akif'in devrimler hakkında şiir yazmaması ve Mısır'a gitmesi, 'pozitivist yobazlar'ın tepkisini çekmiştir. Bazen Akif'e saldıracak kadar küstahlaşıyorlar da...”
“Akif, derin bir üzüntü içinde, Mısır'a gidiş sebebini şöyle anlatmıştır: "Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum ve işte bundan dolayı gidiyorum." (s. 323)” “Evet, siyasetin getirdiği şartlar... Ama Atatürk isteseydi bir göz işaretiyle Akif'in "İstiklal Marşı"nı değiştirtip mesela Behçet Kemal'e bir marş yazdırabilirdi. Bunu yapmamıştır.”
(Milliyet gazetesi 27.12.1999)
Cemal Kutay'a Göre Mehmet Akif
             “Cemal Kutay'ın "Necid Çöllerinde Mehmed Akif" adlı bir kitabı vardır. Akif'in adeta bir destan kahramanı olarak yüceltildiği bir kitap. "Teşkilat-ı Mahsusa" lideri Eşref Sencer Kuşçubaşı'nın anlattıklarına dayanılarak yazılmıştır.”
“Bilindiği gibi Akif, Birinci Dünya Savaşı sırasında görevli olarak Almanya'ya ve Hicaz'a gitmişti. İngilizler ve Fransızlar, sömürgelerinden topladıkları müslüman askerleri, "İstanbul'u işgal edip halifeyi esir aldılar!" propagandasıyla aldatarak Osmanlı Devleti'nin müttefiki olan Almanların üzerine sürüyorlardı.
Batı cephelerinde yapılan muharebelerde Almanlar, yüz bine yakın müslümanı esir almış, bunlar için Vunsdorf yakınlarında özel kamplar inşa etmişlerdi. Bütün benliğiyle "İslam Birliği" idealine sarılmış olan Akif, kendisine Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla gelen teklifi tereddüt etmeden kabul etti ve Almanya'ya giderek Tunuslu Şeyh Salih'le birlikte, farkında olmadan Osmanlı Devleti'ne karşı savaşan bu müslüman esirleri aydınlatmaya çalıştı.”
“Cemal Kutay'ın anlattığına göre Akif, Almanların Vunsdorf'da müslüman esirler için inşa ettikleri camide heyecanlı vaazlar verdi. Plaklara kaydedilen bu vaazlar, müslüman askerlerin bulunduğu cephelerde hoparlörlerle tekrar tekrar yayımlandı.
Bu hitabeleri dinleyen çok sayıda müslüman askerin ilk fırsatta saf değiştirdiklerini kaydeden Kutay, Akif'in kendisine verilen vazifeyi parlak bir şekilde yerine getirdiğini, hatta hitabelerin Almancaya çevrilerek gazetelerde yayınlandığını söylüyor ve şöyle devam ediyor: "Akif, seyahatinin daha çok devam etmesi yolundaki ricalara rağmen, Şeyh Şerif Tunusi'ye söylediği gibi, ezan sesinin hasretini çekiyordu. Sadece bu da değil, Almanya onun hassas kalbinde kendi yurdunun sahibi olmadığı medeniyetin hasretinin acısını, ifasız yara halinde ayaklandırmıştı. Safahat'ın en güzel, en içli bölümlerinden birisi olan 'Berlin Hatıraları' bu duygunun ifadesi idi."
“Akif, İstanbul'a dönüşünden kısa bir süre sonra, yine Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Ceziretü'l-Arab'a gönderilmiştir. 1916 yılının başlarında gerçekleşen bu seyahat, Hicaz Emiri Şerif Hüseyin Paşa ile oğullarının isyan hazırlıkları dolayısıyla planlanmıştı. Necid'e doğru yola çıkan ekipte Mehmet Akif'ten başka Tunuslu Şeyh Salih, Teşkilat-ı Mahsusa reisi Eşref Sencer Bey ve Enver Paşa'nın başyaveri Mümtaz Bey vardır.”
“Arkadaşlarıyla birlikte kızgın çölleri aşıp Osmanlı Devleti'ne sadık kalan İbnürreşid'le görüşmek üzere Riyad'a kadar giden Akif'in olağanüstü iklim şartlarına nasıl dayandığını Cemal Kutay şöyle anlatıyor:
"Gündüz elli dereceye kadar yükselen hararet geceleri sıfıra iniyordu. Bu inanılmaz ve havsala kabul etmez iklim farkı, alışmamış bedenleri harab ediyordu. Bu arada Mehmet Akif, inanılmaz bir mukavemet gösteriyordu. Pehlivanlığını unutmuyor, hatta iki metreye yaklaşan boyunu, levent endamını ve bilhassa mükemmel ahlak ve terbiyesini takdir ederek 'Eşref Bey'in emireri zenci Musa / Omuz vermiş, göğe çıkmış Nebi İsa' dediği zenci Musa ile güreşiyor, ok atıyor, ata biniyor, Arap usulü kılıç kullanmasını öğreniyordu. Bu arada da Safahat'ın o unutulmaz ve berceste bölümü olan Necid Çöllerinde'yi yaratıyordu."
NECİD ÇÖLLERİNDEN MEDİNE'YE
            “Cemal Kutay, "Necid Çöllerinden Medine'ye" şiirinin yazılış macerasını anlatırken çok heyecanlı bir üslup kullanıyor, diyor ki: "Mehmet Akif, sam fırtınasıyla kasıp kavrulan çölden ruhlarındaki imanı, o inancı verebilmiş olan beşeriyetin muhakkak ki görüp göreceği en büyük insan olan İslam peygamberinin manevi huzuruna iletebilmek için ademoğlunun dayanabileceği en çetin şartlara göğüs germişlerin destanını yaratıyordu."
“Kitabının bir yerinde diyor ki: "Damadı merhum üstad Ömer Rıza Doğrul, o mükemmel eseri Asr-ı Saadet'i tamamladığı zaman, vatanından uzak Mısır'da yaşayan Mehmet Akif, Ömer Rıza'dan önce muhterem Eşref Edip'i tebrik etmek ihtiyacını duydu.
Bir hakikattir ki, eğer üstad Eşref Edip'in o yorulmak bilmez, fütur getirmez azmi olmasaydı, medeni cesareti, manevi hayatımızı bergüzar eserlerle değerlendirmek cehdi olmasaydı, bugün maneviyatımızı inşa edecek eserler bakımından daha fakir olurduk, hatta birçoklarından ebediyen mahrum kalırdık."
Cemal Kutay'dan birkaç cümle daha: "Akif'e saldıranlar, onun İstiklal Marşı'nı dinleyerek bayrağı selamladılar: Hala da öyle!" "Ne Safahat unutuldu, ne de Mehmet Akif!"
"Bugün bütün Türkiye'nin vefakar kalpleri onun resmine bir 'heyula gibi' değil, bir daha kavuşulmasına imkan olmayan bir iman ve ilham devrinin aziz hatırası gibi bakıyorlar. Kabrine inen nur ise bütün milletin ebedi minnetidir. Anasından emdiği süt kadar helal olsun..."
... Mehmed Akif, şahsî emellerin veya kinlerin tatmin ve teskini için yapılan çekişmelerden, şiirini kurtararak; şâirlik kudretini idealine, yâni ezelî iman ile andığı Allah'ın emri ve yasağı dünya yüzünde insanların işlerini düzenleyici olması arzusuna -arzu diyorum, ne kadar eksik ve iyi ifade edemeyen bir kelime!- emeline, aşkına sâbit fikrine hizmet ettiriyor.
... Şark ve garbın benim bildiğim lisanlarında ve bu vâdide, gerek telif, gerek tercüme suretiyle, bu kadar güzel ve pürüzsüz, kusursuz bir şiir okumadığımı öğünerek itiraf ederim. Bunu yazmak için yalnız Mehmed Akif kadar şâir olmak yetmez; Mehmed Akif kadar dindar da olmak lâzımdır. ... İlahî şâir!
Evet Allah'ın yalnız şehidleri değil, şaîrleri de vardır! Mehmed Akif gibi beyan-ı mızrabı İslâm'ın elemleri olan ve elemleri kendi kalbine yerleştirerek, İslâm'ın kalbini ğöğsünün içine sığdıran bir şâiri görünce, şehidler: "Biz bu kadar eziyet çekmedik; ve ıstırabın bu derecesine biz tahammül edemeyiz!" derler."
Akif’te Tasavvuf
İzmir İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Tarihi profösörlerinden Mehmet Demirci,YahyaKemal ve Mehmet Akif’te tasavvuf (İzmir, 1993) adlı eserinde verdiği bilgilere göre Akif’in babası Nakşi Şeyhlerinden Hacı Feyzullah Efendi’nin müritlerinden idi. Ama Akif’e tasavvuf ve tarikat terbiyesi ve telkininde bulunmamıştır. (s.73-75)
Akif hakkında kitap yazan Mithat Cemalin de “Akif, Tekke Müslüman’ı değil, cami Müslümanı’dır. Onda cezbeden ziyade secde vardır.” Dediği nakledilir. (S.72)
“Mehmet Akif, daha sonraları ((Modernist İslamcılar)) diye anılacak olan bir akımın hayranı ve mensubu oldu. Celalettin Afgani’nin etkisi altına aldığı Muhammed Abduh akılcı, hoş görülü, cesaretli bir atılım yaptı. İslam dünyası’nın geri kalma sebeplerinin dini yanlış anlama, dine giren ve toplumu uyuşukluğa, tembelliğe yönlendirilen bid’atlar, dine yakıştırılan eklemeler olduğunu ilan etti. Çıkar yolun dinin saf şekliyle yeniden canlandırılması olduğunu söyledi.”(2)
Mehmet Akif bu kişilerin özellikle Abduh’un büyük ölçüde etkisi altındadır. Bunlar tasavvufa, tarikat ve şeflik sistemine karşıdırlar. Akif, Afgani ve Abduh’a hayranlığını saklamaz. Safahatında onları andığı gibi Abduh’dan da bir çok makaleyi tercüme ederek, sırat-ı Müstakim ve Sebülürreşat dergilerinde yayınladı). O, Cemalettin Afgani’yi öven ve savunan makaleler de yazmıştır. (Bk.Alperen, 149-151)(3)
“Akif, mensup olduğu modernist İslamcılarda olduğu gibi dinin arındırılması yanında toplumun bilgilenmesi, cahillikten kurtulması, çalışması ve dinamizm kazanmasını ister. İlim ve fende batı’dan yararlanmak, akla ve fenne (Fenden maksat fizik, kimya, matematik ve biyoloji anlaşılır) Değer vermek gerektiğini inanır ve şöyle haykırır:- (Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet!/Ey derd’i cehalet sana düşmekle bu millet./Bir hak getirdin ki: Ne din kaldı ne namus.)”4
“Mehmet Akif şuursuz taklitçiliğe karşıdır. Ama, ona göre fen ve teknik nerede bulunursa alınmalı. Çünkü bu ilimlerin ve sanatın dini ve milleti yoktur. O bu fikrini şöyle anlatır:
/Alınız ilmini Garb’ın, alınız sanatını/ Veriniz hem de mesainize son süratini/ Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız;/ Çünkü milliyeti yok sanatın, ilmin,yalnız./”5
Prof. Dr. Mehmet demirci anılan eserinde: “Mehmet Akif, her hangi bir tarikat mensubu olmayıp, kamil bir müminin yaptıkları dışında sufiyane ve zahidane bir hayat yaşamış değildir.” Der.(s.74)
“Akif için mutasavvıftır diyenler var ise de, böylesine bir cemiyet şâirine, eldeki vesikalar bunu teyid eder görünse bile mutasavvıf demek imkânsız görünmektedir. Mehmed Akif'in: "Babam bana tasavvuf telkininde bulunmamıştır" şeklinde bir ifadesi de mevcuttur. “(Dr. Neclâ Pekolcay)
“Mehmet Akif tasavvuf ve tarikat mensubu olmamakla birlikte onlarla ilgili bilgilere sahiptir. Şiirlerinde elbette tasavvuf izleri vardır. İnsan-ı Kamil’den, kalp temizliğinden bahseder. Prof. Dr. Mehmet Demirci Efe’nin de Mehmet Akif için (Nesirlerinde pek görülmemekle beraber, şiirlerinde belli ölçüde tasavvuf izlerine rastlanmaktadır) ifadesini kullanır. Bir tarikat hayatı yaşamadığını, zahitlik anlayışında karşısında olduğunu vurgular. S.81”6
Akif’te Medeniyet Bilinci
“Akif e göre, medeniyetin gerçek kaynağı Müslüman Doğu'dur. Ona medenî üstünlüğünü kaybettiren sebebler, asırlardır süren "dinî taassub, cehalet, sebatsızlık, tembellik ve kendine güvensizlik"tir. Yoksa, İslâm dini ilerlemeğe asla engel değildir.
Bu bakımdan, bir an önce bu kötü vasıflardan kurtulmak ve Batı'yı örnek tutarak aradaki medeniyet mesafesini kapatmak gerekir. Bunun için de İslâm dinini asırların üzerine yığdığı tozlardan sıyırmak, onu kuruluşu devrindeki gerçek esaslarına ve yapıcı gücüne yeniden kavuşturmak şarttır.
İslâm Birliği, ancak bu yoldan gidilmek suretiyle gerçekleşebilir. Şiirlerinde, İstiklâl Savaşı'nın sonuna kadar, aralıksız olarak, hep bu tema üzerinde durur.”7
“Türkiye'deki milliyetçilik hareketi de, I. Dünya Savaşı yıllarında zaman zaman İslâm Birliği'ni desteklemekle beraber, genellikle, ona muhalif kaldı. Birinci Dünya Savaşı'nın başlarında imparatorluğun diğer Müslüman unsurları arasında da başlayan milliyetçilik hareketleri, bu savaşın sonunda gerçekleşerek, Âkif’i hayâl kırıklığına uğrattılar.
Onun için en öldürücü darbe ise, Türkiye Cumhuriyeti'nin tamamıyle lâik bir şekilde kurulması oldu. Halbuki, "İslâm dünyasının son dayanağı" olan Türkiye, idealist Akif in de son ümidi idi. Bundan sonra şair, günden güne korkunç bir şekilde büyüyen bir psikolojik çöküntüye düşer ve, bu ruh hali içinde, edebî hayatının dördüncü ve sonuncu dönemine girer.
Çok verimsiz olan bu dönemde şair, kendisini zaman zaman sarsan psikolojik krizler arasında, bazen mizahî şiirler bile yazar.”8
“Siyasî bakımdan "ümmetçi" olmasına karşılık, duyguları bakımından "halkçı" ve "milliyetçi" olan Akif, bu şahsiyeti ile, edebî hayatının ikinci ve üçüncü dönemlerinde, Mehmet Emin Yurdakul gibi, karşımıza tam anlamıyle "sosyal hizmet yanlısı" bir şair olarak çıkar.
Onun sanatını sosyal hizmete vermesinde, elbette ki edebiyat anlayışının da hissesi büyüktür. Gerçekten, ona göre edebiyat, "halkın manevî ve ahlâkî eğitiminde en çok tesiri olabilen müessese"dir.
Bu bakımdan, "sanat için sanat" yapmak yersizdir. Yine Akif e göre, "her edebiyatın vatanı vardır, her edebiyat mahallîdir" ve "her memleketin büyük halk kütlesine" hitab eder. İslâm dünyasının geri kalış sebeblerinden biri de, İslâm ülkelerindeki edebiyatların halka değil, sadece aydınlara hitab etmesidir. Halk için ve halkın hayatını veren bir edebiyat yaratmak, Akif'in edebî eserinin en kalın çizgisidir.”9

Kaynakça:

(^) El- Medhal, Dr. Abdulkadir Zeydan’ın İslam Hukuku üzerine yazmış olduğu bir kitap. Özellikle Mecelle’deki şer-i kaideleri kısa ve öz bahislerle izah etmesiyle meşhurdur.
Mehmet Âkif "Sanatı ve Düşünceleri" ( M. Ertuğrul DÜZDAĞ
(*)Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1995.
(1)Mehmet Kaplan (Şiir Tahlilleri, Dergah Yayınları, s.174-177)
(2) Mehmet Akif Tarikatçı’mıydı? (Makale) Yrd.Doç.Dr. Ahmet Vehbi Ecer E.Ü. Emekli Öğretim Üyesi
(3) A.g.e.
(4) A.g.e
(5) A.g.e
(6) A.g.e
(7) Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1995.
(8) A.g.e
(9) A.g.e
(**)(Kızılelma, 1947, sayı: 9)
(***)Hece Dergisi Türk Şiiri Özel Sayısı, Abdurrahim Karadeniz

 
 
Kur’an Eğitimi ve Yaz Kur’an Kursları
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Gönül Telimizi Titretenler
“Geçti zahm-ı tîr-i hicrin, tâ dil-i nâşâdıma, Merhamet ey gamze-i câdû, yetiş imdâdıma"
İnsanın En Temel İhtiyacı Sevgi
İslam dini sevgi dinidir. Mümin seven insandır, sevgi müminin ziynetidir. Sevgi; ...
Dördüncü Boyuta Şiir Yazan Adam
Çağının, bedeninin ve ruhunun yalnızı… Yıllarca aradı; kâh hakikatin ...
 
Ateşte Açan Çiçekler Kenti (3)
Bizde sanıyoruz Rüstem Paşa Çarşısı yalnız bizde var. Adamlar nasıl sahip ...
Ateşte Açan Çiçekler Kenti (2)
Size bir hamamın müzeye dönüştürüldüğünü gördünüz mü desem sanırım bazılarınız ...
Ateşte Açan Çiçekler Kenti (1)
‘Kütahya’nın pınarları akışır Devriyeler kol kol olmuş bakışır’ diye ...
 
Mehmet Akif ve Tefekkür (II)
Akif'in, içinde yaşadığı halkın hayatını bütün özellikleri ile aksettirdiği ...
Mehmet Akif ve Tefekkür
Mehmet Akif tefekkürde güçlü bir şairdir. Şiirdeki etkileyiciliği yazdıklarının ...
İdeal İnsan Ve Müslüman Modeli
İdeal Mümin; İyi niyetlidir; inancında, düşüncelerinde, söz, iş, icraat, ...
 
ERZURUM GAZETESİ
YAZARLAR
M.Tevhit Gülseven
M.Tevhit Gülseven
Öğretmenler Günü Okuma Kampanyasına Vesile Olsun
Ahmet Göksan
Ahmet Göksan
Makamın Onurlusu
Ö. Faruk Kayaalp
Ö. Faruk Kayaalp
Allahınız Aşkına Şu ‘Esnaflar’ Nereden Çıktı, Bilen Var mı?
Kadir Sabuncuoğlu
Kadir Sabuncuoğlu
Aziziye’de Değişim Rüzgarı Esiyor…
Vahdet Nafiz Aksu
Vahdet Nafiz Aksu
Geleceğe Yürüyen İki Güzide Üniversitemiz
Ali Kemal Koçak
Ali Kemal Koçak
Bar, Erzurum’un Tanıtımı ve Flash Mob Önerisi
ERZURUM
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ARŞİV
ANKET
BB Erzurumspor’dan Bu Sezon Beklentiniz

1. Ligde kalıcı olsun
Süper Lige çıksın
ZTK'da final oynasın

Sonuçları göster Anket arşivi
FACEBOOK'TA ERZURUM GAZETESİ
TWITTER'DA ERZURUM GAZETESİ
Ana Sayfa Guncel Asayiş Siyaset Ekonomi Eğitim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Araştırma İnceleme Bölgeden
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva