09 Eylül 2010 Perşembe Erzurum Gazetesi Web      
ford ercihan otomotiv
  Ana Sayfa     Söyleşi  |  Türkiye  |  Araştırma İnceleme  |  Güncel  |  Ekonomi  |  Siyaset  |  Asayiş  |  Eğitim  |  Spor  |  Kültür-Sanat  |  Sağlık-Yaşam    
 
 
 
Türk Halk Kültürü ve Türk Destanları
Dr.Lütfi Sezen   25 Haziran 2009 Perşembe

DESTANLARIMIZ VE MİLLİ KAHRAMANLIK MOTİFLERİ



Eski destanlarımızın meydana geldiği  çağlardaki “Türk mitolojisi güzel ve zengindir. Orta-Asya’dan getirilmiş olanlar yanında, Anadolu’da teşekkül etmiş olanlar da vardır. Ancak, bunlardan Türk halk epopesinin bütün vasıflarına haiz  olarak yalnız Kırgızların  Manas Destanı’nı  gösterebiliriz.” 



TÜRKLER DESTAN YAZAN MİLLET



Türk destanlarının bir kısmı halk arasında yaşayan parçaların derlenmesi suretiyle elde edilmiş, bir kısmı ise eski İran, Arap, Moğol ve Batı kaynaklarından derlenmiştir. Firdevsi’nin Şehnâme’si bu kaynakların başında gelmektedir. Şehnâme’de, Türklerin menkıbevî  tarihleri, mitolojileri ve menşeleri hakkında geniş bilgiler vardır.



Türk destanlarının Türkçe yazılı kaynakları arasında; Kaşgarlı Mahmut’un  Divan ü Lügati’t-Türk’ü  ile Ebu’l  Gazi Bahadır Han’ın  Şecere-i Türk ve Şecere-i Terakime  adlı eserlerini sayabiliriz.  İlhanlı veziri Reşidüddin’in (XVI. asır)  Cami’ü’t Tevarih  isimli dünya tarihi ve  Cüveyni’nin (XIII.asır)  Tarih-i Cihan Güşa’sı  Türk destanları ile ilgili önemli bilgiler veren eserlerdir.



DESTANLARIMIZIN TASNİFİ



Türk tarih ve medeniyetinin genel tasnifine uygun olarak  destanlarımızı, İslâmiyet’ten önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırmak gelenek haline gelmiştir:



1.İslâmiyet’ten Önceki Destanlar          



a. Yaradılış Destanı



b. Saka Destanı



*Alp Er Tunga Destanı



*Şu Destanı



c. Hun- Oğuz Destanı



d.Köktürk Destanı



* Bozkurt Destanı



* Ergenekon Destanı



* Köroğlu Destanı (eski şekliyle)



e.Uygur Destanları



* Türeyiş Destanı



* Mani Dininin Kabulü Destanı



* Göç  Destanı 



2. İslâmiyet’ten Sonraki Destanlar



a. Manas Destanı



b. Çingiz (Cengiz) Destanı



c.  Seyyid Battal Gazi Destanı 



d. Danişment Gazi Destanı



e. Köroğlu Destanı (yeni şekliyle)



Dede Korkut Hikâyeleri  de  destanî özelliklerinden dolayı  İslâmiyet’ten sonraki döneme dahil edilmektedir.



 



İSLÂMİYETTEN  ÖNCEKİ  DESTANLAR



İslâmiyet’ten önceki Türk destanları  birbirini bütünleyen  parçalar  halindedir. Bunları müstakil birer destandan çok, ana  kollardan ayrılmış destan parçaları olarak kabul etmek  yerinde olur. “En eski Türk destanı,  Sakalar devrinde Alp Er Tunga  ve  Şu  adlı iki kahramanın müstakil maceralarını konu alan  Saka  destanıdır.”  M.Ö. VII. asırda yaşayan Alp Er Tunga’dan  Firdevsi’nin  Şehnâme’sinde Efrasyâb diye söz edilmektedir. Kaşgarlı Mahmut bu destanın birkaç dörtlüğünü  Divan ü Lügati’t Türk’e  almıştır.



OĞUZ KAĞAN DESTANI



İkinci büyük destan Oğuz Kağan Destanıdır. Oğuzların  atası, Oğuz Han ve oğullarını anlatan başlıca  iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Millî Kütüphanesi’nde bulunan  Uygur harfleriyle yazılmış tek yazma nüshadır. Bu nüsha Rıza Nur tarafından keşfedilmiş, ilmî olarak W. Bang ve R.Rahmeti Arat tarafından önce Almanca (1932), daha sonra Türkçe olarak  Oğuz Kağan Destanı  adıyla (1936) yayınlanmıştır. Aynı eseri Muharrem Ergin 1970’te  yeni şekliyle  1000 Temel Eser  Yayınları  arasında neşretmiştir.



DESTANIN İKİNCİ NÜSHASI



Oğuz Kağan destanının ikinci parçası Reşidüddin’in Cami’ü’t-Tevarih  adlı eserindeki rivayettir. Bu kitabın 1317 tarihli ve minyatürlü bir nüshası İstanbul Topkapı  Müzesi’nde bulunmaktadır. “XV. asır tarihçisi  Yazıcıoğlu ile XVII. asırda yaşayan Ebul Gazi Bahadır Han, Reşidüddin’in  rivayetini  Batı ve Doğu Türkçe’sine aktarmışlardır. Reşidüddin’in  Farsça metnini en son olarak Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan , Türkçe’ye çevirmiş ve tarihî bakımdan incelemiştir.”



Göktürklerin doğuşu ve tarihlerinin başlangıcını anlatan iki büyük efsane vardır ki  bunlardan Bozkurt destanı, soyu-sopu öldürülmüş  olan bir Türk çocuğunun dişi bir kurt tarafından beslenip  onunla evlenmesini, yeni Türk nesilleri meydana getirişini hikâye eder. Ergenekon destanı ise, geçit vermez bir dağ ardında çoğalan Türklerin, demiri eritmek hüneriyle oradan kurtuluşlarını anlatır.



Uygurlar döneminde teşekkül eden dördüncü bir kol, Türeyiş ve Göç destanıdır. “Türeyiş’te Türklerin kutsal bir dağdan ya da dağdaki ağaçtan türedikleri anlatılmaktadır. Göç destanında ise, değerini bilmeyerek Çinlilere verdikleri kutsal dağın parçalanıp götürülmesi yüzünden ana yurtlarında barınamayan  Uygur Türklerinin göçe mecbur kalmaları hikâye edilir.” 



Uygur destanlarının elimizde Türkçe manzum parçaları yoktur. “Çin ve İran kaynaklarından  değişik iki rivayet halinde elde edilmiştir.”  İran rivayeti arasında bulunan bir parça, destanla tarih özelliği gösteren  Manihaizm’in kabulü menkıbesidir.



YARATILIŞ DESTANI



Yaratılış Destanı Prof. Radloff tarafından Şamani Altay Türkleri arasında derlenmiştir. Efsanede Türklerin dünyanın yaratılışı hakkında Şaman dini inanışlarının ortaya koymaktadır.



Daha hiçbir yokken “Tanrı Kara Han”la  “su” vardı. Kara Handan başka gören sudan başka görünen yoktu. Kara Han yalnızlıktan sıkılıp ne yapayım diye düşünürken su dalgalandı. “Akine (Ak Ana)” çıktı. Kara  Hana “yarat” diyip yine suya daldı. Bunun üzerine Kara han “Kişi yi yarattı. Kara Han kişi edebi suyun iki kara kaz gibi uçuyorlardı. Fakat kişi halinden memnun değildi. Kara Handan daha yüksekte uçmak istiyordu. Onun bu dileğini sezen Kara Han, kişiden uçmak kabiliyetini aldı. Sonsuz suya yuvarlandı. Boğuluyordu. Yaptığına pişman olarak  Tanrı Kara Handan bağışlamasını diledi. Tanrı Kara Han kişiye sudan yükselmesini buyurdu.  Denizden bir yıldı yükseltti bunun  üstüne oturarak  batmaktan kurtulacaktı, artık uçamayacağı için  Tanrı Kara Han dünyayı yaratmak istedi. Suyun dibine dalarak  toprak çıkarmasını kişiye buyurdu. Kötü düşünceden hala vazgeçmeyen kişi denizin  dibinden toprak çıkarırken kendisi için de gizli bir dünya yaratmak istediğinden ağzına biraz toprak sakladı. Avucundaki toprağı su yüne serpince Tanrı Kara Han toprağa “büyü diye buyruk verdi. Büyüyen toprak dünya oldu. Fakat aynı zamanda kişinin ağzındaki toprak da  büyümeğe başlayıp onu boğacak hale geldi.  Tanrı Kara Han “tükür” diye:  buyruk  vermeseydi boğulup gidecekti.  Kara Hanın  yarattığı  dünya dümdüzdü. Tükürünce ağzından çıkan topraklar  bu dümdüz dünyaya fırlayarak üzerinde bataklık tepeler meydana getirdi.  Buna kızan  Tanrı Kara Han bu itaatsiz kişiye “Erliğ” (şeytan)  adını verdi ve onu kendi ışık  aleminde kovdu. Bundan sonra  yerden  dokuz dalın altında bir adam yarattı. Bunlar dokuz insan ırkının  ataları oldular. Erliğ  bu insanların bu kadar güzel  ve iyi olduklarını görünce Kara Handan  onları kendisine vermesini  istedi.  Kara Han vermedi. Fakat Erliğ  onları kötülüğe sürükleyerek kendisine çekebiliyordu. Kara Han insanların bu akılsızlığına Erliğ’e kanmalarına kızarak onları kendi başlarına bıraktı. Erliği yer altındaki karanlıklar dünyasının üçüncü katına kovdu. Kendisi için de yedinci kat göğü yaratarak  oraya yerleşti insanları  korumak için de meleklerinden birini gönderdi.  Erliğ bu güzel göğü görünce o da kendisine bir gök yaratmak için Kara Handan için aldı. Kendi göğüne  tebaasını, yani kandırdığı  kötü ruhları yerleştirdi.  Erliğin tebaası  Kara Hanınkilerden daha iyi yaşadıkları için Tanrı Kara Hanın  canı sıkıldı. Kahraman  Mandişere’yi gönderdi. O da  şimşekten  mızrağıyla  vurarak  korkunç gök gürültüleri arasında bu dünyayı parça parça etti.  Yıkılan  bu dünya Kara Hanın dünyasının üzerine düşünce yıkıntılardan dağlar, boğazlar, ormanlar meydana geldi. Kara Han, Erliği dünyanın en alt katına sürdü, güneşsiz, aysız, yıldızsız yerde dünyanın  sonuna değin  oturmasını buyurdu. Tanrı Kara Han on yedinci kat gökten kainatı idare etmektedir. On altıncı kat gökte “Ölkün Altın Dağda, altından bir tahtta oturur. Yedinci katta  “Gün Ana”,  altıncı katta “Ata” oturmaktadır.



İSLÂMİYET  SONRASI  DESTANLAR



Türkler, bir taraftan eski millî destanlarına İslâm ruhu katarlarken öte yandan, yeni dinin kabulü ve yayılışının doğurduğu olaylar dolayısıyla da yeni ve İslâmî  destanlar ortaya çıkarmışlardır. Bunların büyük çoğunluğu millî-İslâmî’dir. İslâmiyet öncesi devrin izlerini taşıyanlar da vardır. Örneğin: Oğuz Kağan destanı, İslâm kültürü ve ideolojisi ile birleştirilerek İslâmî bir çehreye büründürülmüştür. “Bu destanın önemli bir parçası olduğu tahmin edilen Dede Korkut Hikâyeleri bunlardandır.”  



İslâmiyet sonrası Türk destanlarını  millî-İslâmî ve İslâmi  olmak üzere iki başlık altında toplayabiliriz:



MİLLÎ- İSLÂMÎ TÜRK DESTANLARI



Türkler, bir taraftan eski millî destanlarına  İslâmî bir ruh katarlarken, öte yandan yeni İslâmî  destanlar meydana getirmişlerdir. Kırgız Türkleri arasında son zamanlara kadar yaşayan Manas, İslâmlığın Türk halkına söylettiği en büyük destandır. Bugünkü yorumlara göre, XI-XII. asırlarda  Türkistan’da Yedi Su çevresinde doğmağa başlamış, asırlarca yaşayıp gelişerek bütün Orta-Asya  Türklerinin  ortak ürünü olmuştur.



Türkleri her milletten üstün gören bir anlayışın sergilendiği Manas Destanı’nda, Müslüman Türklerle  Müslüman olmayan Türklerin mücadelesi ağırlıklıdır. Destanı söyleyen saz şairlerine göre, Er Manas, savaşlarda kimseye yenilmeyen bir kahramandır. O birçokları ile savaşmış, Çinlileri ve İranlıları yenmiştir. “Manas destanı, eski Türk inanışlarından da çizgiler taşır. Destanlarda görülen yemin törenleri şaman geleneğine uygundur. Kadına değer verilmesi, ok, kılıç gibi silahların kutsal sayılması eski Türk inançlarındandır.” 



MANAS DESTANI



Manas  destanında: Kırgız Türklerinin geleneklerini, ahlâk ve âdetlerini, aile hayatını, dünya ve hayat görüşünü, dost ve yabancı anlayışını görebiliriz. “Eski Türk destan inançlarından da canlı hatıralar vardır.”  Göktürk Kitabeleri’nde görülen; her atın bir isminin olması, bir savaş kahramanı gibi saygıyla anılması düşüncesi Manas’ta  da devam eder.



Manas destanı önce Kırgız-Kazak Türklerinden Velihanoğlu Çakan Töre adlı Türk âlimi tarafından 1861’de ilim âlemine tanıtılmış, sonra Alman Türkoloğu Radloff  19000 mısra tutan  kısmını 1885’te Almanca tercümesi ile birlikte neşretmiştir. Manas destanı ile ilgili pek çok araştırma yapılmıştır. Bu çalışmalara günümüzde de devam edilmektedir.



DEDE KORKUT’UMUZ



XI-XII. asırlarda “Orta-Asya’dan Kafkaslara, Irak’a ve Avrupa’ya geçen  Oğuz boyları arasında  gelişen Türk edebiyatının en güzel destanî verimlerinden  biri Dede Korkut Hikâyeleri’dir. Yeni yurtlarda yeni vak’alar ve yeni coğrafyalarla birleşen bu hikâyeler, XV. asrın başlarında meçhul bir sanatkâr tarafından yazıya geçirilmiştir.”  Bir takım  İslâmî unsurlar almış olmakla  birlikte  “Dede Korkut Kitabı, Oğuzlardan bize ulaşan tek destan metnidir.”  Dede Korkut tarafından Oğuznâme adı verilen eser, “Konusu, ruhu ve bütün vasıflarıyla Türklere aittir. Bu millî ve orijinal vasfı yanında; evsafı ve müellifi bakımından umumî destan tasnifi içinde  de  benzerleri ve belli bir yeri vardır.”   (Dede Korkut Hikâyeleri ile ilgili daha kapsamlı bilgi hikâye konusunda verilmiştir.)



KÖROĞLU DESTANI



Oğuz Türklerinin  diğer önemli bir destanı olan Köroğlu, aynı coğrafyalarda  yerleşmiş ve yayılmıştır. “İslâmiyet’ten önceki Türk-İran savaşlarından doğduğuna dair  görüşler çoğunluktadır.”  Anadolu’da XVI. asırdan itibaren  yayılmaya başlamış, XIX. asırda metinlere geçmiştir. Destan kahramanı Köroğlu, bazen aşk yüzünden dağlara düşmüş bir âşık, bazen İranlılara karşı savaşan bir Osmanlı kahramanı, bazen de devlete karşı ayaklanmış bir eşkıya olarak görülür. Fakat daima kahraman, haksever, düşkünü korur, sempatik biridir.



Köroğlu, fonksiyonu bakımından eski Türk mitolojisinin kam, şaman, ozan  görevlerini üstlenmiştir. Ahmet Kutsi Tecer’e göre, Köroğlu, “Türk mitolojisinin Hermes’i  veya Olimpos’ udur.”



KÖROĞLU DESTANI’NIN YANSIMALARI



Köroğlu’nun bütün destan kahramanları ile birleşen vasfı; saf ve babacan olmasıdır. Düşmanlarına namertlik edeceği onun aklının ucundan bile geçmez, tedbirsizdir. Bu tedbirsizlik Ayvaz ve Hasan Bey gibi diğer yiğitlerinde de görülür.



Köroğlu Destanı  hakkında ilk ciddi ve etraflı araştırma  P. Naili Boratav tarafından yapılmıştır. Boratav’a göre Köroğlu Destanı’nın menşei meselesi henüz halledilmiş değildir. Köroğlu’nun  İran Azerbaycan’ı Türkleri arasındaki rivayetini tespit eden Alexandre  Chadzko, 1842’de İngilizce’ ye tercüme ettiği eserinde, Köroğlu’nu Azerbaycan’da yaşayan bir haydut olarak telâkki etmiştir.



AZERBAYCAN VARYANTI



Mirza Veli Zâde,  “Kafkas Kavimlerini Öğrenmek İçin Materiyaller” inin IX. cildinde, Köroğlu’nu, Kafkas  hanlarından birine isyan etmiş haydut olarak tanıtmıştır. Kunos ve Mesaros, Chadzko’nun fikrini benimserken; Evliya Çelebi, Bolu-Çerez mıntıkasında  yaşamış bir haydut olarak  tanıtır.”



Köroğlu destanının kahramanları muhtelif sahalarda farklı isimlerle anılmışlardır: “Köroğlu, Küroğlu, Kencum Ruşen, Kürdöbiloğlu, Renpul Ruşen, Ruşen (irişan), Ali gibi isimleri vardır. Babası hakkındaki rivayetler daha da çoktur.”  



BEHÇET MAHİR’İN KATKISI



Köroğlu ile ilgili ikinci önemli bir çalışma Cumhuriyet’in 50 yılı münasebetiyle  1973 yılında Mehmet Kaplan, Mehmet Akalın ve Muhan Bali tarafından yapılmıştır. Halkın anladığı ve anlattığı tarzda bir halk hikâyecisinin (Behçet Mahir) ağzından doğrudan doğruya derlenmiş olması Köroğlu’nun, halk edebiyatının sözlü geleneğindeki yerini tespit bakımından çok önemlidir. Behçet Mahir’in ağzından derlenmiş şekliyle yayınlanmış eserde, Bolu Bey’i Kolu oldukça teferruatlı olarak verilmiş; ayrıca Kenan, Bağdat ve Gürcistan kolları da anlatılmıştır. 



Köroğlu  Destanı’nda sabit bir mekân yoktur. Kol halinde derlenmesi, çok geniş bir alana yayılma kudretine sahip olduğunu gösteriyor.



CENGİZNAMELER



Karahanlılar çevresinde teşekkül eden Satuk Buğra Han Destanı ile Cengiznâme  adıyla bilinen Cengiz Destanı  Orta-Asya’da Türklerin yoğun olduğu yörelerde çok tutunmuştur. Satuk Buğra Han, Karahanlı  Devletinin ilk Müslüman  hükümdarıdır. Satuk Buğra Han Tezkiresi  olarak da tanınan İslâmî bir düşünceyle kaleme alınan  Satuk Buğra Han Destanı Karahanlı Türkçesi ile yazılmıştır.



 



DEVAM EDECEK


Bu yazı 4043 defa okunmuştur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Modern Yayıncılık ve Matbuat Ltd.Şti ERZURUM Gazetesi'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
 Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
 Yorumlar  -   Yorum Ekle                        Toplam 0 yorum var.  Tümünü göster

Bu yazı henüz yorumlanmamış...


 Yazarın Diğer Yazıları
    ÇOK OKUNANLAR
AZİZİYE BELEDİYESİ
    YAZARLAR
Oğuzhan Saygılı
M.Tevhit Gülseven
Erdal Güzel
Emrullah Önalan
Adnan Sayım
Ahmet Göksan
Baki Usanmazoğlu
Nurullah Özkılıç
Baki Gezmiş
Abdurrezzak Türk
    ERZURUM GAZETESİ
    SON EKLENEN YORUMLAR
Bayramınız kutlu olsun…
MÖKKEMDADAŞ OGUZHAN: BAŞTA GAZETE ÇALIŞANLARI VE TÜM HEMŞERİLERİMİN MUBAREK RAMAZAN BAYRAMINI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE ...
Kılıç'tan Ülkücülere çağrı..
ahmet çakır: BAŞKAN DOĞRU DEMİŞ. MHP'Yİ DAHA ÖNCE ECEVİTLERLE KOLKOLA GÖRDÜK. ÜLKEYİ BİTİRDİLER. ÖYLEKİ ...
Kılıç'tan Ülkücülere çağrı..
amerikanın kudurduğu kominizimle mücade derneği emperyalizme hizmet için kurulmuştur ...
Kılıç'tan Ülkücülere çağrı..
cemıl can: sevgili baskan bu toplum çok şey gördü çok şeye şahit oldu ama sizin gibisini ilk defa ...
Bulutlar, suç duyurusu yaptı
alper tunga: tarafsız yorumcu sen şeyh edabalinin osman gaziye nasihatını bi oku bizim gelenek görenegimizi ...
    HAVA DURUMU
  Erzurum
Perşembe Cuma Cumartesi
28 / 7 °C 28 / 7 °C 28 / 7 °C
    DÖVİZ KURLARI
Alış Satış  
ABD Doları 1,5153 1,5226
EURO 1,9268 1,9361
İngiliz Sterlini 2,3485 2,3608
    ARŞİV
    ANKET
Anayasa değişikliği konusunda yeterince bilginiz var mı?
evet
hayır
   
    ERZURUM GAZETESI IN ENGLISH
 
    E-POSTA LİSTESİ
Yeniliklerden haberdar olmak için e-posta listemize kayıt olun.
E-posta adresi :
E-Gazete | Künye | Reklam | Sitene Ekle | RSS | Add to Google Tasarım, Programlama ve Barındırma