BATI AVRUPA’DAKİ TÜRK İŞÇİ AİLELERİNİN
BEKLENTİLERİ - SORUNLARI
Türk işçi tasarruflarının Türkiye’de verimli değerlendirilmesi hususunda, yasalar yetersizdir. Bu konuda gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı, işçilere rehberlik edilmelidir. Tasarruflarımızın Türkiye’de değerlendirilmesinin, hem bizim hem de ülkemiz için iyi olacağının bilincindeyiz. Ancak, paralarımızın birtakım uyanık kişilerin, kooperatiflerin, bankaların ve holdinglerin elinde çarçur edilmesini de istemiyoruz.
GÜMRÜKLERDE ÇEKİLEN ÇİLE
Türkiye’ye geldiğimizde, bizi çok paralı, zengin insanlar olarak görüp çeşitli yollarla soymaya kalkıyorlar. Oysa bizler çoluk çocuğumuzun nafakasını temin için yabancı ülkelerde sınırlı ücret ve olanaklarla çalışan insanlarız. Dişimizden tırnağımızdan kısarak yaptığımız tasarrufların bizlere çok görülmemesini istiyoruz.Gümrüklerde çok bekletiliyor ve sorguya çekiliyoruz. Gümrüklerdeki işlerin hızlandırılması hususunda; gereken önlemlerin alınmasını istiyoruz.
TÜRKİYE’DE EMEKLİLİK SORUNU
Batı Avrupa ülkelerinde emeklilik yaşı 65. Çalışanlar ancak 65 yaşında emekliliğe hak kazanabiliyorlar. Fakat emekli olduklarında devlet onlara sahip çıkıyor. Rahat bir şekilde geçinebileceği kadar para veriliyor. Kendisini idare edemeyenlere huzur evlerinde bakılıyor. Oysa, Türkiye’deki çalışanlar daha erken emekli oluyorlar. Emekli olunca da açlığa mahkûm ediliyorlar. Devlet, emeklisine yeterince sahip çıkmıyor, çok düşük maaş ödüyor. Türkiye’de emeklilik yaşının de 65’e çıkartılmasının çalışanların lehine olacağına inanıyoruz. Erken emeklilikten dolayı emekli sayısı fazla oluyor. Devlet de herkese yeterince maaş veremiyor. 65 yaş esas alınınca, emekli sayısı azalacak, maaş artışı da devlete fazla yük olmayacaktır. Türkiye’deki emeklilerin insanca yaşamaları için böyle bir uygulamaya başvurulabilir .
Mesleki eğitime önem verilmesini, Türkiye’nin tarım ve sanayi alanında üreten bir ülke olmasını istiyoruz.
TARIMSAL YATIRIM VE TÜRKİYE’DEKİ TARIMSAL SORUNLAR
Türkiye’de tarım arazileri yeterince değerlendirilmediğinden, kırsal kesimdeki üretici insanlar kentlere göçüp tüketici oluyorlar. Sanayi de yeterince gelişmediğinden, kentlerde tüketici ve işsizler çoğalıyor ve yeterli derecede olmayan üretimi, daha çok kişi paylaşmak zorunda kalıyor. Bu da geçim sıkıntısına neden oluyor. Tarım alanlarının yeterince değerlendirilmesini ve konut yapı kooperatiflerinin bu alanlar dışına kurulmasını istiyoruz.
Turizm potansiyelinin iyi değerlendirilmesi durumunda; sadece Alman turistler bile Türkiye’nin ekonomisini canlandırmaya yetecektir. Türk turizmine önem verilmesini istiyoruz.Türkiye’de ve Almanya’da , seçme ve seçilme hakkımızı yeterince yerine getiremiyoruz. Bu konudaki aksaklıkların bir an önce giderilmesini istiyoruz.
Bütün bunların ötesinde, israfın, yolsuzluğun, hırsızlığın rüşvetin, kayırmanın, haksızlığın artık Türkiye’de yaşanmamasını istiyoruz.
YOLCULUK SIRASINDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR
Batı Avrupa’da kendileriyle yüz yüze görüştüğümüz vatandaşlarımız, yolculuk sırasında karşılaşılan sorunlar şu şekilde dile getirilmiştir:Türkiye’ye gelirken ve dönerken açıkça soyuluyoruz. Karayolu ile geldiğimizde; sınırlarından geçtiğimiz ülkelerin görevlileri haksız yere ceza kesmeden ve rüşvet almadan bize yol vermiyorlar. Türkiye’deki yetkililer yol güzergâhımızda bulunan bu ülkelerin yetkilileri ile görüşüp yol emniyetimizi sağlamalıdırlar. Vapur ve trenle yolculuk yapanlar da aynı şekilde soyuluyorlar.
UÇAK SEFERİ TALEBİ
Hava yolculuğu, diğerlerine göre daha rahat ve emniyetli. Ancak THY personeli diğer ülke uçaklarının personeli kadar ilgi göstermiyorlar. Sırf bu nedenle yabancı uçak firmalarını tercih edenler oluyor.Yurt dışında çalışan işçilerin yoğun olarak yaşadığı büyük şehirlere uçak seferlerinin çoğaltılmasını istiyoruz. Gidiş-dönüşlerde, uçak bileti bulmakta zorlanıyoruz. Uçak biletimizi aylar öncesinden ayırmak zorunda kalıyoruz. Yolculuk sırasında karşılaşılan bu aksaklıklar, Türkiye’nin iç ve dış turizmini olumsuz yönde etkiliyor.
SONUÇ
Gelişmiş sanayi ülkelerine ekmek parası kazanmak üzere gitmiş olan Türk işçiler, bu ülkelerle gelişmekte olan ülkemiz arasında bir köprü görevi üstlenmişlerdir. Özellikle endüstri alanında Batıda görülen gelişmelerin ülkemize aktarılması hususunda ; kendilerinden bir “potansiyel güç” olarak yararlanılabilir. Çağımızda toplumsal büyüme, bu tür dinamik toplulukların becerilerinden yararlanılarak gerçekleştirilmektedir.
SOSYAL DEĞİŞİM
Sosyal değişim, tarihin başlangıç noktasından bugüne kadar her zaman görülmüştür. XXI. Yüzyıldaki değişim şüphesiz diğer yüzyılların çok üstünde olacaktır. Diğer bir ifadeyle, XXI. yüzyıl değişimler yüzyılı olacaktır. Bu değişimlere ayak uydurabilenler kalacak, uyduramayanlar yok olacaklardır.
“Modern teknolojinin gelişme hızı süratlidir. Bunun sonucu olarak bazı gruplar veya fertler bu gelişmeye ayak uyduramazlar. Bu durumda kültürel boşluk meydana gelir. Yani sosyal yapı kültürünün bir sahasında meydana gelen değişmelere, diğer sahasındaki elementler ayak uyduramazlar.”
DEĞERLER ÇATIŞMASI
Türk işçiler, “Grup ruhu ve dayanışmanın güçlü olduğu bir toplumdan, bütün duyguların silindiği, yerini maddî değerlerin aldığı bir yabancı topluma geçerken, bu yabancı toplumdan yeni bir ekonomik, kültürel ve toplumsal yaşantı biçimi algılayarak yeni normların kazanılmasına yol açmışlardır.”
ENDÜSTRİ TOPLUMUNUN ETKİLERİ
Endüstri toplumunun, işçilerimizin öğrenme yeteneğine, dünya görüşlerine, inançlarına etkileri olmuştur. Herhangi bir işçinin Türkiye’den ayrılmadan önce, herhangi bir konu hakkındaki düşüncesinin yabancı ülkeye gittikten sonra da geçerliliğini koruyabileceğini savunmak mümkün değildir. İşçilerin (özellikle) çocukları, beklenenin çok üstünde köklü değişime uğramaktadırlar. Bu değişim, onları içinde bulundukları aile çevresinden uzaklaştırmakta, yabancı bir toplumun bireyleri haline getirmektedir.
Batı Avrupa’da çalışan Türk işçilerin en büyük sorunlarının başında çocukları ile ilgili olanlar gelmektedir. Çocukları iki kültür arasında kalmakta ve her iki kültürü de yeterince kavrayamamaktadırlar. Bu da psikolojik bozuklukları ve uyumsuzlukları beraberinde getirmekte, ailesiyle ve çevresiyle sürekli çatışmaya giren, sorumluluk duygusu taşımayan genç nüfus oranını yükseltmektedir.
İŞÇİ ÇOCUKLARININ EĞİTİMİ
İşçilerin ve çocuklarının eğitimlerindeki amaç, yabancı kültürle kaynaşmaları ve kendi kültürlerine yabancılaşmaları olmamalıdır. Çalıştıkları toplumun kültürüne belirli bir oranda uyum sağlamaları gerekir. Ancak, onların yaşama standartlarının yükseltilmesi, insan onuruyla bağdaşır bir yaşam tarzı sürmeleri, çocuklarına eğitim olanakları sağlanması, Avrupa’nın son derece önem verdiği insan hakları gereğidir. Bu konudaki aksaklıkların giderilmesi konusunda; yetkililerin ilgili ülkelerle işbirliği içinde olmaları gerekmektedir.
Yurt dışında çalışan işçilerimiz arasında suç işleme oranının yüksek olması, büyük ölçüde, sosyal, psikolojik ve ekonomik nedenlerden kaynaklanmakta, eğitim seviyesinin düşük olması da suç oranının artmasını kamçılamaktadır. Suçların önemli bir kısmını; adam öldürmek, ırza geçmek, evrak sahtekârlığı, kumar gibi vb. eylemler teşkil etmektedir. Bilgi ve gözlemlerine başvurduğumuz işçiler, bu suçları işleyenlerin; Türkiye’de de aynı eylemlerde bulunduklarını, gerekli denetimler yapılmadığından, Avrupa’ya gelen işçilerin arasına sızdıklarını ifade etmişlerdir. Bu da Batı Avrupa’ya gönderilen işçilerle ilgili olarak geçmişte sağlıklı bir soruşturma yapılamadığını göstermektedir. Bu kötü örnekler, büyük çoğunluğu sağlam karakterli, uyumlu, çalışkan olan Türk işçilerinin yabancı ülkelerdeki iyi imajına zarar vermektedir.
DİL EĞİTİMİ
Batı Avrupa’daki Türk işçileri gerek lisan, gerekse kültürel ve toplumsal farklılıklar nedeniyle bir yalnızlık duygusu içindedirler. Birbirleriyle temas kurmak suretiyle bu ruhsal baskıyı silmeye çalışıyorlar. Fakat bu ilişkiler, üzerlerindeki ağır ruhsal baskıyı ortadan kaldırmağa yetmemektedir. Bunun sonucu olarak da psikolojik rahatsızlıklar çoğalmakta, eşler birbirleriyle sürtüşmeye girmekte ve boşanmalar artmaktadır. En büyük zararı da boşanmış olan veya ayrı yaşayan eşlerin çocukları görmektedir.
İŞÇİLERİN PSİKOLOJİK SORUNLARI VE PSİKOLJİK DESTEK İHTİYACI
Dış ülkelere yalnız giden işçilerin Türkiye’de kalan eşleri aynı şekilde ruhsal baskı altında kalmakta, psikolojik rahatsızlıklar geçirebilmekte ve bu işçilerin Türkiye’deki çocukları da başlarında bir ebeveyn olmamanın sorunlarını yaşamaktadırlar. Bu bölünmüşlüğün sınırı bazen farklı boyutlara ulaşabilmektedir. Örneğin; yurt dışına ailesini götürmeyen işçi, orada yabancı biriyle ikinci bir evlilik yapmakta, ondan da çocukları olmaktadır. Bu da dağılmış ve bölünmüş ailelerin ortaya çıkmasına ve bu yapıdan kaynaklanan, eşler ve çocuklar arası sürtüşme ve saldırganlıklara neden olmaktadır.
AĞIR İŞ KOŞULLARI VE İYİLEŞTİRME BEKLENTİSİ
Türk işçilerinin günlük yaşamlarını etkileyen diğer bir faktör, ağır iş koşullarıdır. Çalıştıkları fabrika ve iş yerindeki ağır iş temposu yetmiyormuş gibi, dinlenmeye vakit ayırmadan ikinci bir işte çalışanlar vardır. Ek bir gelir elde etmek amacıyla ikinci bir iş yerinde yapılan fazla çalışmalar, işçilerimizin sağlıklarının tehlikeye girmesine neden olmaktadır. Bu işçiler arasında; sürekli ayakta durmaktan kaynaklanan varis, bel fıtığı, damar sertliği gibi vb. hastalıklar oldukça yaygındır.
DÖNÜŞ TALEBİ DÜŞÜK
Türkiye’ye dönmek isteyen işçi sayısı yok denecek kadar az. Bunların dönmeleri halinde dahi toplumla bütünleşmeleri oldukça güç olacaktır. İçinde yaşadıkları toplumun refah düzeyinden (az da olsa) yararlanan bu işçilerimiz, karşılaşabilecekleri olumsuzluklardan dolayı Türkiye’ye dönmeye cesaret edememektedirler.
Bir kültürden diğerine geçerken, ferdin kişiliğinde ortaya çıkan ruhsal bunalımlar, toplumsal uyumsuzluklara sebep olabiliyor. Batı Avrupa’da kendilerini tanıma fırsatı bulabildiğimiz pek çok işçi kardeşimizin bu bunalımlı ortama , ekmek parası uğruna boyun eğmek zorunda kaldıklarını gördük.
SON
IV. KAYNAKÇA
1. ABADAN, Nermin, Batı Avrupa’daki Türk İşçileri ve Sorunları, TC Başbakanlık Devlet Plânlama Teşkilâtı Bülteni, Ankara 1964.
2. BEZİRCİ, Asım, Türk Halk Şiiri, Cilt:II, Say Yayınları, İstanbul 1993.
3. FINDIKOĞLU, Ziyaeddin Fahri, Folklor ve Etnografya Kılâvuzu, Berksoy Matbaası, İstanbul 1949.
4. GÖZAYDIN, Nevzat, Folklor Dünyasından, Yargı Yayınları, Ankara 1991
5. KABAKLI, Ahmet, Türk Edebiyatı II, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1968.
6. KALKAN, Emir, XX. Yüzyıl Türk Halk Şiiri Antolojisi, Kültür Bakanlığı, Gençlik Kitapları, Ankara 1991.
7. NASRATTINOĞLU, İrfan Ünver, Batı Avrupa’da Yaşayan Türk Âşıklık Geleneği . I Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, Halk Edebiyatı Seksiyonu Bildirileri, Ankara 1977.
8. ÖRNEK, Sedat Veyis, Türk Halk Bilimi, T. İş Bankası Yayını, Ankara 1977.
9. SEZEN, Lütfi, Erzurumlu Emrah’ın Şiirlerinde Aşk ve Gurbet, Atatürk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı: 7, Erzurum 1997.
10. SEZEN, Lütfi, Halk Bilimi ve Derleme Metotları, Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Ofset Tesisleri, Erzurum 1995.
11. TAN, Nail, Folklor (Halk Bilimi), Halk Kültürü Yayınları, İstanbul 1985.
12. TURHAN, Mümtaz, Kültür Değişmeleri, Devlet Kitapları,1000 Temel Eser Dizini, İstanbul 1969.
13. TÜRKDOĞAN, Orhan, Batı Almanya’nın Bir Kentinde, Türk İşçilerinin Sosyo-Ekonomik Yapısı, Sevinç Matbaası, Ankara 1973.