YURT DIŞINDAKİ İŞÇİLERİN EĞİTİM SORUNLARI
Selda Demirel Koçar, 1974 Aksaray doğumlu. 1979 yılında Almanya’nın Hessen eyaletine bağlı Wetzlar kasabasına gelmiş. Bir işçi çocuğu olarak yurt dışında yüksek öğretim yapma şansı yakalayan gençlerden birisi. Hukuk fakültesi mezunu. Hessen eyaletinin Giessen şehrinde avukatlık yapıyor. Anlattıklarından ilk okula başladığı yıllardan itibaren bir takım haksızlıklarla mücadele etmek zorunda kalmış. Bu da onda sağlam bir kişiliğin oluşmasını gerçekleştirmiş. İşçi çocukları arasında yüksek öğretim yapanların çok az sayıda olması onu çok üzüyor. Türk ailelerinin bu konuda daha duyarlı olmalarını ve çocuklarının eğitimine önem vermelerini istiyor.
İŞÇİ ÇOCUKLARI İHMAL EDİLİYOR
Bu konudaki düşüncelerini biraz da kendisinden dinleyelim:“ Almanlar faal olan insanlardan hoşlanıyorlar. Mücadeleci biriysen ve sosyal faaliyetlere katılıyorsan, Almanlarla kaynaşabilirsin. İlk kuşak kendini kurtaracak kadar dil öğrenmiş. Hevesini ikinci kuşağa saklamış. Ailelerin eğitimsizliği nedeniyle üçüncü kuşak dahi dil sorununu yeterince ortadan kaldıramamış. Almanların beklediği Türklerle sadece döner kebap salonlarında değil, her alanda karşılaşmak, sosyal ilişkiler kurmaktır. Özellikle köyden, kırsal kesimden gelen Türkler kendilerine yeterince yenileyemediler. Bu da Almanların burada yaşayan Türkleri zamanla dışlamalarına ve tepeden bakmalarına neden oldu. Türk olarak Alman siyasetine ve ekonomisine ayak uyduramadık. Siyasete alet edilmemize rağmen, seçme ve seçilme hakkımız yok.”
ALMANLARIN OLUMLU YAKLAŞIMLARI
Almanların Türk işçilerine karşı olan davranışların olumsuz yönde etkileyecek bu örnekler yanında; genel kanaatlerini olumlu yönde etkileyecek örnekler de yok değil. 1979 yılından beri Almanya’da yaşayan 1964 Giresun doğumlu, Ahmet Akdağ’ın izlenimleri şöyle: “ Babalarımız Almanya’ya geldiklerinde, kendilerine verilen her işi itiraz etmeden yapmışlar. Oysa İtalya, Yugoslavya, Yunanistan, Portekiz, Cezayir, Mısır gibi vb. ülkelerden gelen işçiler, her işi yapmamış, yerine göre kendi haklarını savunmuşlardır. Almanlar, işini bilen insanlar olduklarından, zamanla kendilerine daha az sorun çıkaran Türk işçileri tercih etmişlerdir. Bugün Almanya’da sayı itibariyle en çok Türk işçisinin bulunmasının nedeni budur.
KAFASINI KULLANAN TÜRK İŞÇİLERİ
Türk işçilerden kafasını çalıştıranlar, iş sahibi olabilmişlerdir. Bugün Almanya’da 30 bine yakın kendi iş yerini çalıştıran Türk iş adamı vardır. Hatta bunlar, kendi iş yerlerinde; yabancı işçilerle birlikte, Almanları da “işçi” olarak çalıştırmaktadırlar.
Türk gençleri, babalarından çok farklı. Almanya’da doğup büyüdükleri için Almanları iyi tanıyorlar. Verilen her işi yapmıyorlar. Türkler, yoğun olduğu yörelerde kendilerine baskı yapan Almanlara karşı çıkabiliyorlar. Bu yörelerdeki Alman gençler de Türk gençleriyle daha iyi diyalog kurabiliyorlar ve onlarla iyi geçinmeye çalışıyorlar.
Almanların her işi çıkara dayalı. İş yerinde Alman arkadaşıma sürekli sigara verirdim. Bir seferinde sigaramı evde unuttum. 5 fenik almadan bana sigara vermedi. Kendilerine karşılıksız yardımda bulunanlara ‘enayi’ diyorlar.”
ALMANYA’DA BİR TÜRK HUKUKÇU
Hessen eyaletinin Giessen kentinde avukatlık yapan 1974 Aksaray doğumlu Selda Demirel Koçar’ın verdiği diğer bir bilgiye göre de Almanya’da doğan yabancı çocuklar için çifte vatandaşlık hakkı var. Yeni doğan çocuk önce Alman vatandaşlığına kabul ediliyor. 18 yaşını doldurduktan sonra da istediği ülkenin vatandaşlığına geçebiliyor.
ALMANYA’YA GELDİĞİME PİŞMAN DEĞİLİM
Kahraman Sönmeztürk, 1939 Trabzon doğumlu. Hessen eyaletinin Herborn kasabasında yaşıyor. Anlattıklarını aynen aktarıyoruz: “ Almanya’ya geldiğime pişman değilim. Çünkü Türkiye’de açlık ve sefalet içindeydim. Altı çocuğumdan ikisi spastik özürlü doğdu. Bunlardan birisi Türkiye’de açlıktan öldü. Diğerine burada insan gibi bakılıyor. Her gün evden alınıyor, özel bir eğitimle bakılıyor ve akşamları da eve bırakılıyor. Ayrıca onun bakım masrafları için yardımda bulunuluyor. Diğer çocuklarım da kendilerine iş düzeni kurdular. Geçinip gidiyoruz. Türkiye’ye asla dönmeyi düşünmüyorum.”
UYUM SORUNU MU, UYUMSUZLUK SORUNU MU?
Nihal Roos, 1971 Bolu doğumlu. 1981 yılında Almanya’ya gelmiş. Alman okullarında üç yıllık bir mesleki eğitimden geçtikten sonra kuaförlük yapmağa başlamış, halen bu işte çalışıyor. Ayrıca Alman gençlerin de katıldığı Türk Halk Oyunları Ekibi’nde oyuncu olarak görev almış. Bir Alman genciyle evli. Anlattıklarını aynen aktarıyoruz:
“Bulunduğumuz yörede yaşayan Türkler, 20 yılı aşkın süredir Almanya’da bulunmalarına rağmen, henüz uyum sağlamış değiller. Benim bir Alman genciyle tanışıp evlenmeye karar vermem Türk çevrelerinde büyük tepkilere neden oldu. Ailemi de etkilediler. Ailem, bu konuda ciddi olduğumu anlayınca, direnmekten vazgeçti. Fakat Alman olan kayınvalidem ve kayınpederimin hiçbir tepkisi olmadığı gibi ben çok hoş karşıladılar. Türkiye’ye olan ilgileri arttı. Eşimden dolayı pek çok Almanı tanıma fırsatı buldum. Tanıştığım her Alman Türkiye ile çeşitli sorular soruyorlar. Tür kültürüne büyük ilgi duyuyorlar. En çok sordukları soru ise; “ Bir Alman kızı bir Türk genciyle tanışıp evlenince biz hiç tepki göstermiyoruz. Fakat bir Türk kızı Alman genciyle evlenince Türkler, aşırı tepki gösteriyorlar. Bunun nedenini bir türlü anlayamıyoruz” sorusu oluyor. Bu sorunun cevabını ben de henüz bulmuş değilim.
Türkleri sevmeyen Almanlar da yok değil. Fakat her Alman’ı da Türk düşmanı görmek hoş değil. Eğer bu ülkede yaşamaya devam etmek istiyorsak bu insanlarla iyi diyalog kurmak zorundayız. Bunun yolu da iyi bir dil eğitimi almaktan geçiyor.
DİL ÖĞRENME YAKLAŞIMI
Dil öğrenmek kimliğimizi kaybetmek değildir. Dil öğrenmek; kimliğimizi ve kişiliğimizi yabancılara daha iyi tanıtmak, pazarlık gücümüzü artırmak, daha iyi iş koşullarında çalışmak demektir. Bu nedenle ben Almanya’da çalışan vatandaşlarımızın Almanca’yı öğrenmelerini çok istiyorum.
Benim şimdi bir kızım var, ismi Shirin. Babası ve ben, kızımızın iki kültürü de dolu dolu yaşamasını istiyoruz. Hepimiz Türkiye’yi çok seviyoruz. Ben, bir Almanla evli olmama rağmen, Türk vatandaşlığından çıkmadım. Her beş yılda bir Türk konsolosluğuna gidip oturma izni alıyorum. Konsolosluklar çok kalabalık oluyor. Saatlerce sıra beklemek zorunda kalıyoruz. Kısacası rezillik çekiyoruz. İnşallah bu durumlar bir gün düzelir.
Benim mutlu bir yaşantım var. Vatan hasreti dışında hiçbir sıkıntımız yok. Almanya’da tatillerde Türkiye’ye gelmeğe can atıyorum. İnşallah bir gün buradaki olumlu şartlar Türkiye’de de oluşur. Biz de çok sevdiğimiz vatanımıza kesin dönüş yaparız.”
HOLLANDA’DA ÇALIŞAN İŞÇİLERİN BEKLENTİLERİ
Hollanda’da yaşayan Türk işçilerinin hayat şartları, sorunları, istekleri, beklentileri Almanya’dakilerden farklı değil. Birçok vatandaşımızın anlattıklarından edindiğimiz genel izlenime göre, Hollandalılar yabancı işçilere karşı Almanlardan daha hoşgörülü ve saygılı yaklaşıyorlarmış.
ERZURUMLU BAHRİ ARSLAN
Basri Arslan, 1968 yılından beri Hollanda’da yaşıyor. 1940 Erzurum doğumlu. halen Denhaag(Lahey) kentinde ikamet ediyor. İzlenimleri şöyle: “Hollanda ve Hollandalılardan çok razıyım. 1968’den beri burada “işçi” olarak çalışmaktayım. Hiçbir Hollandalıdan değil kötülük, ağır bir söz veya sert bir bakış dahi görmedim. 30 yılı aşkın süre içinde çok para kazandım. Bu kazancımızla kendi geçimimiz yanında; Türkiye’deki akraba ve yakınlarıma yardımcı oldum. Hollandalılar çok iyi insanlar. Hollanda’yı yabancılar bozuyor. Yabancı işçilerin çocukları ve gençleri çok problemli. Burada, Türkiye dışındaki ülkelerden de çalışanlar var. İtalyan, Yunan, Portekiz, Fas, Cezayir gibi vd. Hepsi de çok problemli insanlar. Çocukları ve gençleri daha da problemli. Bizim çocuklar ve gençler de onlardan geri kalmıyorlar.”
HOLLANDA BİZİM EKMEK KAPIMIZ
Kaya Dağsoy, 1968 yılından beri Hollanda’nın Denhaag (Lahey) kentinde yaşıyor. İzlenimlerini şöyle dile getirmiştir: “ Hollandalılar iyi insanlar. Problemli olanlar yabancılar. Bütün bunlara rağmen, Hollanda bizim ekmek kapımız. Burada yaşamak, Türkiye’de yaşamaktan daha rahat.”
ERZURUMLU ALAY, HOLLANDA’DA MUTLU
Hollanda’nın Denhaag (Lahey) kentinde ikamet eden vatandaşlarımızdan 1944 Erzurum doğumlu İsmail Alay Uzun da Hollanda’da yaşamaktan mutlu gözüküyor. Söylediklerini aynen aktarıyorum: “ Ben, Erzurum’un Pasinler ilçesinin Evsemce köyündenim. Tatilde çocuklarımla köyümüze gidince, köy şartlarına uyum sağlamakta zorluk çekiyoruz. Köyde duş almak, yıkanmak dahi problem. Oysa, burada herkes sabahları evinde duşunu alıyor sonra işine gidiyor. Çocuklarım Hollanda doğumlu olduklarından, Hollanda’daki her türlü vatandaşlık hakkına sahipler. Ben Türkiye’yi özlüyorum. Ancak gittiğimde umduğumu bulamıyor, pişman olup dönüyorum. Çocuklarım için ise, artık Türkiye bir hayal ülkesi. Kesinlikle dönmeyi düşünmüyorlar. Dönmeyi bırakınız, ziyaret etmek bile istemiyorlar.
Türkiye’de bizi tatmin edecek hiçbir olumlu ortam yok. Hasta olsan hastane kuyrukları karşına çıkıyor. Hastanedeki ilgisizlik ve bakımsızlık da cabası. Yemek içmek istediğin şeyler boğazında kalıyor. Çünkü çevrende bulunan yakınların ve arkadaşlarının senin gibi şanslı değiller. Her istediklerini alıp yiyemiyorlar. Ekonomik sıkıntılar, dostluk ve arkadaşlık ilişkilerini de zayıflatmış. Herkes kendi çıkarı peşinde olduğundan, dostluk ve arkadaşlık ilişkileri zayıflamış, kısacası dostluk ve akrabalık ilişkileri bitmiş.
Türkiye’de bütün bunları gördükten sonra otuz yılımı verdiğim Hollanda’dan nasıl ayrılabilirim? Daha doğrusu böyle nazik insanların yaşadığı bir ülkeden ayrılmaya cesaret edemiyor ve çocuklarımın fikrine katılıyorum.”
HOLLANDA’DA YAŞAYAN İŞÇİLER DAHA SORUNSUZ
Konuşmalardan da anlaşıldığı gibi, Hollanda’da yaşayan vatandaşlarımız. Almanya’da yaşayanlardan daha sorunsuz gözüküyorlar. Farklı ülkede yaşamanın vermiş olduğu uyumsuzluklar burada da söz konusu. Özellikle çocuklar ve gençlerle ilgili sorunlar Hollanda’da da yaşanıyor. Bu sorunlar Türkler dışındaki yabancı işçilerde daha da yoğunluk arz ediyor.
Bütün bunlara rağmen, işçilerimiz bulundukları ülkelerde uzun süre kalma eğilimdeler. Münferit olarak yapmış olduğumuz örnek olay araştırmalarımız sırasında, yaptıkları açıklamalarda: “Ülkemizde umduğumuzu bulamıyoruz, sükût u hayale uğruyoruz, onun için dönemiyoruz” cevabını vermişlerdir.
Geri dönmek istemeyişlerinin en önemli nedeni olarak “içinde bulundukları toplumun rahatlığına, zenginliğine ve yaşantısına alışmış olmaları” gösterilebilir.
DEVAM EDECEK