TÜRK İŞÇİ AİLELERİNİN EĞİTİM SORUNLARI
Batı Avrupa ülkelerindeki Türk işçiler, gerek dil, gerekse sosyal ve kültürel farklılıklar nedeniyle bir yalnızlık duygusu içindedirler. Bu duygunun şiddeti, başlangıçta oldukça yüksek düzeyde oluyor: “Cemaat tipinin şartlandırdığı bu insanlar, büyük toplumda aynı sıcaklık, içtenlik, ilgi ve yardımı göremiyor. Ancak birbirleriyle temas sağlamak suretiyle bu ruhsal baskıyı silmeye çalışıyorlar.”[1]
YETERSİZ EĞİTİM
Araştırma alanımız olan Almanya ve Hollanda’da çalışan Türk işçilerinin sayısı giderek çoğalmasına rağmen, etkinliklerinin yeterince arttığını söylemek oldukça güç. Bunun nedeni de buralarda çalışan işçilerimizin yeterince eğitim almayışlarıdır. Türk işçilerin büyük çoğunluğu, kendilerinin ve çocuklarının eğitimine önem vermeyi bir yana bırakınız, başta mesleki eğitim ve dil eğitimi olmak üzere her türlü eğitime ilgisiz kalmaktadırlar. Bu ülkelerde 30-40 yılını geçirmesine rağmen, bir adres sormasını bilemeyen, çocuğunun okulda kaçıncı sınıfa devam ettiğinden haberi olmayan Türk işçiler gördük.
EĞİTİM ALMADAN YURT DIŞINA GİDİŞ VE SORUNLAR
Batı Avrupa’da çalışan vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu, yeterince eğitim alamadan yurt dışına çalışmaya gitmişlerdir. Bu nedenle eğitimin insan gelişimindeki önemini kavramada geç kalmaktadırlar. Buna rağmen, kendisi okur yazar olmadığı halde eğitimin önemini çok iyi kavrayan, çocuğunun eğitimine gereken önemi veren, onu en iyi okullarda okutan, her türlü sorunuyla ilgilenen pek çok vatandaşımıza da rastladık. Bu vatandaşlarımızın insan eğitiminin önemini kavramış olmaları, bizi ziyadesiyle mutlu ettiği gibi, doktor, mühendis, öğretmen, hakim, ekonomist vb. meslekler edinmiş çocuklarıyla tanışmanın da gururunu yaşadık. Kendilerini tanıdıktan sonra; bu gençlerin, Avrupa’da bizi en iyi biçimde temsil edeceklerine olan inancımız güçlendi.
İŞÇİLERİN ANLATIMIYLA EĞİTİM SORUNLARI
Eğitimin önemini kavramış bilinçli ailelerin ve gençlerin çoğalması temennisi ile eğitim ve öğretimle ilgili sorunları biraz da işçilerimizin ağzından dinleyelem:
Songül Bıçakçı, 1980 yılında Almanya’nın Remscheid şehrinde doğmuş. Anlattıklarını aynen aktarıyoruz: “Türkiye’deki yetkililer bizim sorunlarımızla yeterince ilgilenmiyorlar. Almanya’da doğup büyüyen gençlerin gerçek bir vatanı yok. İki kültür arasında bir çıkmaz içindeyiz. Çok ciddî endişelerimiz var. Almanya’da çocuklar, zekâlarına ve kabiliyetlerine göre yönlendiriliyorlar. Eğitimde ezber yok. Oysa aynı çocuk Türkiye’ye gidince kendisini daha zorlayıcı bir eğitim ortamı içinde buluyor. Gerçek hayatta hiç karşılaşmayacağı, kendisine yararlı olmayan bilgileri ezberlemek zorunda kalıyor. sınıflar kalabalık değil, öğretmen öğrenci ilişkileri çok içten, Almanya’da öğretmen her öğrencisini tanıma fırsatı buluyor. Türkiye’deki eğitim sistemi gençlerin ihtiyaçlarına yeterince cevap veremiyor. Eğitim ve öğretim hizmetleri Almanya’da daha başarılı yürütülüyor. Bu yüzden gerçek vatanım olan Türkiye’ye dönmek istemiyorum.”
GENÇLİK, GELENEKLERİNDEN KOPUYOR
Neşet Karaoğlan, 1978 yılından beri Frankfurt’un Driedorf köyünde yaşıyor. 1974 Sivas doğumlu. Almanya’daki Türk çocuklarının eğitimle ilgili sorunlarını şöyle dile getirmiştir: “Almanya’daki gençlerin aileleri ile olan ilişkileri son derece bozuk. Aile büyükleri gençlerin durumlarını yeterince kavrayamıyorlar. Çoğu aile reisi eğitimin farkında değil, çocuğunu ‘para kazanma(mark) makinesi’ olarak görüyor.Çoğu eğitimsiz olan bu gibi ailelerin tek amacı, ‘çocuğum da kısa zamanda benim gibi para kazansın’ oluyor.
EN BÜYÜK YATIRIM EĞİTİM
Eğitime yapılan yatırımın en kârlı yatırım olduğunun bilincinde olan işçi aileleri de yok değil. Bu anlayıştaki ailelerin çocukları gerek Türkiye’de, gerekse Almanya’da iyi bir öğrenim tamamlayıp doktor, mühendis, öğretmen, hakim, iktisatçı vb. meslekler edinebiliyorlar
Çocuklarına yeterince yol gösterip yön veremeyen Türk ailelerin çocukları ya kendileri gibi vasıfsız işçi veya sokak serserisi oluyorlar. Sigara, esrar, her çeşit uyuşturucu bağımlısı gençler, bu bilinçsiz ailelerden çıkıyor. Üzülerek söyleyeyim ki , Türk ailelerinin çoğu, çocuklarının başka bir ülkede yaşadığının bilincinde değiller. Aileler, çocuklarını yeterince anlayamıyor ve yol gösteremiyorlar.”
TEMEL AMAÇ PARA KAZANMAK OLUNCA
Günay Susam, 1979 yılından beri Almanya’nın Hessen eyaletinin Herborn kasabasında ikamet ediyor. 1962 Gaziantep doğumlu. Dört çocuk annesi Günay Susam, çocuklarının eğitim ve öğretim sorunlarını çok çarpıcı gözlemleriyle açık bir biçimde dile getirmiştir. Aynen aktarıyoruz: “Almanya’daki işçi ailelerinin birinci derecede amacı para kazanmak. Çocuklarının eğitimi ile ilgilenmek akıllarının ucundan geçmiyor. Çocuğunun eğitimi ile ilgilenen işçi sayısı çok sınırlı. Çocuklarının iyi bir tahsil yapması yerine, kısa zamanda işe girip para kazanmasını istiyorlar. Alman öğretmenlerin çocuklara yaklaşımı çok samimi ve içten. Örneğin okuldan yazı geliyor: ‘Öğrencinizin bazı problemleri var. Veli olarak gelin konuşalım. Müşterek çözüm yolları bulalım.’ Buna rağmen, veli okula gitmiyor. Bunlardan birisi de benim kocam. Çocuklarımızla ilgili kaç sefer yazı geldi. Hiç birisinde gidip ilgilenmedi. Bazen ben gidiyorum. Bir sefer okula gittiğimde bir Alman öğretmen bana şunları söyledi: ‘Türk çocukları iki dünya arasında bale yapmağa çalışıyor, ama ikisini de beceremiyorlar. Artık bu iki dünyadan birine karar vermelisiniz.’ Sayın Lütfi Bey, siz de hocasınız. Bu Alman öğretmenin sözlerine hak vermemek mümkün mü?
Biz Türkiye’de yetiştiğimiz için, Almanya’ya uyum sağlamakta zorluk çekiyoruz. Çocuklarımıza yeterince aile terbiyesi veremiyoruz. Belli bir yaştan sonra kontrolümüzden çıkıyorlar. Ailesini ve çevresini ciddiye almayan, çılgınlıklardan hoşlanan bir nesil yetişiyor. Almanya’da yaşayan biz Türk işçilerin tek endişesi, çocuklarımızın geleceğidir. Bu konuda, devletimizin bize destek olması, rehberlik edecek danışman öğretmenler göndermesi, ‘faydalı olur’ diye düşünüyorum.”
ERZURUMLU AKDAĞ’IN ANLATTIKLARI
Nihal Akdağ, 1967 Erzurum doğumlu. Bad Homburg’a bağlı Friedrichdorf kasabasında yaşıyor. Zamanında mesleki bir eğitim alamamış olmanın sıkıntılarını çocuklarının yaşamaması için onların eğitimine önem verdiğini vurgulayan konuşmasında şunları dile getirmiştir: “İki çocuk annesi, çalışan bir hanımım. Almanya’da en çok üzüldüğüm şey mesleki bir eğitim alamayışımdır. Bu yüzden çok ağır iş koşullarında çalışmak zorunda kalıyoruz. Şimdiyse, elimden geldiği, gücümün yettiği kadar çocuklarımın iyi bir eğitim almaları çabası içindeyim. Bizim yaşadıklarımızı onların yaşamasını istemiyorum. Tabiî çocuklarımız bize göre daha şanslılar. Almanya’da doğduklarından dil sorunları yok. Okula çabucak uyum sağlayabiliyorlar. Ben de artık Almanca’yı iyi kavramış olduğumdan derslerinde onlara yardımcı olabiliyorum. Tek şikâyetim Alman okullarında disipline gereken önemin verilmeyişidir. Çocuklar ekonomik sıkıntı çekmedikleri için bu disiplinsiz ortamda haylazlaşabiliyorlar ve velilere çok büyük yük düşüyor. Çocuklarımın ileride hedefsiz kişiler olarak toplum hayatında yer almalarının endişesini taşıyorum.”
YABANCI DİL SORUNU
Nurcan Sönmeztürk 1965 İstanbul doğumlu. Türk işçi ailelerinin en büyük sorununun yabancı dil bilmemek olduğunu ifade ederek konuşmasını şöyle tamamlamıştır: “ Belli bir yaştan sonra yabancı dil öğrenmek kolay olmuyor. Herborn’a bağlı Driedorf köyünde yaşıyorum. Çocuklarım okulda Almanca eğitim alıyorlar. Onlara derslerinde yardımcı olamamam beni çok üzüyor. Türk çocuklarının okullarda yeterince başarılı olamamalarında ailelerinden yardım görememeleri etkili oluyor.”
ÇEVREYE UYUMSUZLUK PROBLEMİ
Hatice Üst, 1966 Erzurum doğumlu. Türk işçi çocuklarının kültür farklılığından kaynaklanan sorunları olduğunu belirterek konuşmasını şöyle tamamlamıştır: “Almanya’da çocuk yetiştirmenin maddî bir sorunu yok. En büyük sorun çevreye ve okula uyumsuzluk. İki kültür ve iki dil arasında kalan çocuk her ikisini de tam anlamıyla yapamıyor. Çocuklarımızın Alman okullarında başarısız olmalarının en büyük nedeni, dil ve kültür farklılıklarından kaynaklanan iletişim eksikliğidir.”
Serpil Demirel, 1972 Şerefli Koçhisar doğumlu. 1978 yılından beri Almanya’da yaşıyor. Giessen Üniversitesi’nde tıp doktoru olara görev yapıyor. Eğitim konusunda ailelerin yeterince bilinçli olmadığını şöyle dile getirmiştir:
“ Almanya’daki Türk aileler çocuklarını, ya çok şımarık ya da çok baskı altında yetiştiriyorlar. Bir türlü bunun orta yolunu bulamıyorlar. Çocuklarda da büyüklerde olduğu gibi hiç kitap okuma alışkanlığı yok. Baskıcı aileler çocuklarına; ‘ Oğlum, kızım sus, her lafa karışma, büyüklerin yanında konuşma’ diyerek onların pısırık, korkak ve çevresiyle uyumsuz yetişmelerine sebep oluyorlar. Çocuklara , kendi kendilerine tahlil etmeyi, araştırmayı, uygun bir sonuca varmayı, cesur ve atılgan olmayı öğretemiyorlar. Bazı aileler de çocuklarına karşı tamamen ilgisizler. Onların hiçbir sorunlarıyla ilgilenmiyorlar. Başı boş olarak sokağa salıp sorunlu ve sorumsuz gençler olarak yetişmelerine sebep oluyorlar.”
İŞÇİ ÇOCUKLARI YETERLİ EĞİTİM ALAMIYOR
Filiz Koçar, 1969 Zonguldak doğumlu 1973 yılından beri Almanya’da yaşıyor. Eğitimle ilgili sorunların temelinde yine eğitimsizlik olduğunu vurgulayan konuşmasını aynen aktarıyoruz: “ Velileri duyarsız olan işçi çocukları düzenli eğitim alamıyorlar. Çevremizde görüyoruz. Veli çocuğunun öğretmenini bile tanımıyor. Kaçıncı sınıfta okuduğundan haberi yok. Veli - öğretmen toplantılarına katılmıyor. Bu yüzden yeterli eğitim alamayan birçok genç sokağa dökülüyor. Kimisi hırsızlık yapıyor, kimisi esrar eroin bağımlısı oluyor. Bu da yetmiyormuş gibi etraftaki insanları rahatsız ediyorlar. Bütün bunlara ailenin eğitimsizliği ve ilgisizliği sebep oluyor. Kendileri eğitimsiz de olsa çocuklarının eğitimiyle çok ciddi biçimde ilgilenen ailelerde yok değil. Bu ailelerin çocukları daha çalışkan, sorumluluğunu bilen, çevreleriyle uyumlu başarılı gençler olarak tahsil hayatlarını tamamlayabiliyorlar. Bunlardan doktor, mühendis, hukukçu, iktisatçı, polis, öğretmen vb. meslekten pek çok insan var.”
KADERLERİNE TERKEDİLEN TÜRK ÇOCUKLARI
Özcan Büyükyılmaz, İstanbul 1966 doğumlu. Türkiye’den gelen işçilerin eğitim durumlarının, kişilik yapılarının, köyden, kasabadan, kentten ve büyük kentten oluşlarının yabancı ülkelerde uyum sağlamalarında etkili olduğunu ifade etmiştir. Bu konudaki gözlem ve düşüncelerini aynen aktarıyorum: “ Almanya’ya gelen işçi kardeşlerimizin eğitim düzeyi, karakter durumu, girişken veya çekingen olması, köyden, kasabadan, şehirden, büyük şehirden gelmiş olması sorunların kolay atlatılmasında veya uzun süreli olmasında etkili olmaktadır. Şu anda Almanya’da yaşayan Türklerin en büyük problemi çocuklarının iyi bir eğitim alamayışlarıdır. Bilinçli olan bazı aileler, çocuklarının iyi bir eğitim alması için elden gelen çabayı göstermekte ve zorlukların üstesinden gelebilmekte, bilinçsiz aileler ise çocuklarını kaderine terk etmektedirler.”
ERZURUMLU BASTEM’İN İLGİNÇ TESPİTLERİ
Osman Bastem, 1994 yılından beri Almanya’nın Limburg şehrinde imamlık yapıyor. 1950 Erzurum doğumlu. Almanya’da yaşayan Türk çocukları ile ilgili ciddî endişeleri olduğunu gördük. Söylediklerini aynen aktarıyoruz: “Almanya’da en büyük problem çocuklarla ilgili. Buradaki çocuklar kendi dilini, dinini ve kültürünü yeterince öğrenemiyorlar. Erkek çocuklar Alman kızlarla, kız çocukları Alman gençlerle arkadaşlık ilişkileri kurabiliyorlar. Daha da ileri giderek içki, esrar alışkanlığı edinenler de oluyor. Diğer bir problem de Türk çocuklarının Türkçe’yi ve Almanca’yı yeterince öğrenemeyişleridir. Her iki dili de yarım yamalak bildiklerinden, anlama ve anlatmada zorluk çekiyorlar. Buna bağlı olarak gençleri anlamak ve onlara yardımcı olmak güçleşiyor.”
ALMANLARIN TÜRK TOPLUMUNA YAKLAŞIMI
Songül Sertdemir, Kahramanmaraşlı. 1980 Almanya doğumlu. Eğitimle ilgili sorunları şu şekilde dile getirmiştir: “Biz Türk toplumu olarak kendimizi Almanlara yeterince kabul ettiremiyoruz. Anne-baba çocuklarıyla yeterince ilgilenmiyor. Almanca bilse bile çocuğuna öğretmiyor. Çocuk Almanca bilmediğinden gittiği kreşe uyum sağlayamıyor. Kendisini kabul ettirmek için kaba kuvvete başvuruyor. Bu da Almanların Türklere karşı farklı bakmalarına neden oluyor. Benim en çok zoruma giden bir konu da Katolisch (Katolik) olan kreşlerde dinî ayrım yapılmasıdır. Müslüman çocuklarını bu kreşlere kabul etmiyorlar.”
TÜRKİYE ÖĞRETMEN SAYISINI ARTIRMALI
Reyhan Çift, Sivaslı. 1977 Herborn (Almanya) doğumlu. Türkiye’den gönderilen öğretmenlerin seçiminde kayırmalar olduğunu belirterek konuyla ilgili şikâyetini şöyle dile getirmiştir: “Türkiye’den Almanya’ya gönderilen öğretmelerin kişilikli, ilkeli, bilgili, ülkesine, halkına ve öğrencisine bağlı, sorumluluğunu bilen kişilerden seçilmesi gerekir. Buraya Türkçe öğretmeni gönderiyorlar. Adı Türkçe öğretmeni, kendisi Türkçe bilmiyor. Bu gibi öğretmenler Almanya’daki çocuklarımıza nasıl Türkçe öğretecekler. Lütfen bu konuyu yetkililere iletiniz. Öğretmen seçiminde daha duyarlı davransınlar.”
BİRİNCİ KUŞAK ÇOCUKLAR KAYIP…
Seyhan Demir, 1975 Kırşehir doğumlu. 1989 yılından beri Almanya’da yaşıyor. Çocuklarının eğitimleriyle ilgili olarak şunları söylemiştir: “Üç çocuğum var. İkisi okuyor. Elimden geldiği kadar onların iyi bir eğitim almalarına çalışıyorum. Buradaki ilk kuşak çocuklarını, okutmaktan çok çalıştırıp para kazanmaya yönlendirmişler. Bu nedenle ilk kuşakta yetişen çocuklar babaları gibi vasıfsız işçi olmaktan öteye gidememişler. Fakat şimdi biz onlar gibi düşünmüyoruz. Çocuklarımızın her şeyden önce iyi bir eğitim almasını istiyoruz. İnanıyoruz ki çocuklarımız, iyi bir eğitim almaları halinde daha iyi işlerde, daha rahat bir çalışma ortamı bulacaklardır. Buradaki eğitim sistemi çok güzel. Öğrenciler öğrenimleri sırasında, hem mesleki eğitim alıyorlar,hem de mezun olunca iş bulabiliyorlar. Eğitim Türkiye’deki gibi zor ve pahalı değil. Türkiye’deki gençler, o zor ve pahalı eğitimden sonra, bir de işsiz kalıyorlar.”
Gönül Tekin Serttaş, 1977 Kayseri doğumlu. 1981 yılından beri Almanya’nın Köln şehrinde yaşıyor. Almanya’daki eğitim sisteminin eyaletlere göre farklılıklar gösterdiğini belirterek bulunduğu eyaletteki uygulamayı şöyle dile getirmiştir: “Öğrenciler ilk okulda dört yıl okuduktan sonra genel bir değerlendirilmeye alınıyorlar. Durumu en zayıf olanlar Hautschule adı verilen sınıflara gönderiliyorlar. Burada daha çok , bilinçsiz olan yabancı işçilerin çocukları ile sorunlu ailelerden gelen Alman çocukları öğrenimlerini sürdürüyorlar. 10. yıl sonunda aldıkları diploma da bir işe yaramıyor. Çoğu meslek okulu buradan mezun olanları kabul etmiyor.
Orta düzeydeki öğrenciler ise, Realschule adı verilen sınıflara yerleştiriliyorlar. Hauptschule’de başarılı olanlar da bu sınıflara aktarılabiliyorlar. 10. yıl sonunda buradan mezun olanlar daha kolay iş bulabiliyorlar ve bazı meslek okullarına devam edebiliyorlar.
Eğitim düzeyi çok iyi olanlar ise, Gymnasium adlı sınıflara yerleştiriliyorlar. Daha çok eğitim düzeyi yüksek aile çocuklarının okuduğu bu bölümden mezun olanlar liselere gitme hakkı elde ediyorlar. Lisede de üç yıl okuduktan sonra sınavsız olarak üniversiteye girebiliyorlar. Üniversiteye girmek istemeyenler de istedikleri yerde hemen iş bulabiliyorlar. İşe girdikten sonra üniversiteye devam edenler de oluyor.
Son zamanlarda bilinçli olan Türk ailelerin çocuklarından da 13 yıllık okullara gidebilenler oluyor. Ayrıca özürlülerin devam ettiği Sonderschule adı verilen okular da var. Öğrenciler 10. yıl sonunda buradan da diploma alabiliyorlar.
İtalyanlar ve Yunanlılar, Almanya’da işçi olarak çalışan vatandaşlarının çocukları için açtıkları kreş ve okullarla kendi dilleriyle eğitim yapma olanağı sağlıyorlar. Türkiye’nin de bunu gerçekleştirmesini bekliyoruz.”
DEVAM EDECEK