|
BATI AVRUPA’DAKİ TÜRK İŞÇİ AİLELERİNİN
YAŞAM BİÇİMLERLİ – YABANCILARLA İLİŞKİERİ
YAŞAM BİÇİMLERİ
Prof. Dr. Nermin Abadan’ın ifadesiyle; “Türk işçilerinin özel hayatlarına en fazla hakim olan duygu, ekonomik ve sosyal güven sağlama endişe ve arayışıdır. Yüksek kazanç sağlama, tasarruf yapabilme, çocuklarının iyi bir eğitim almalarını gerçekleştirebilme, aile fertlerinin geleceklerini teminat altına alabilme temel istekleridir.”
Türk işçilerinin büyük çoğunluğunun Türk değer yargılarını perçinleyen gruplar halinde yaşamaları, yabancılaşmayı kısmen önlemekle beraber, yine de çözümü güç sorunlar ortaya çıkarmakta, içinde yaşanılan ülke toplumunun değer normları (kısmen de olsa) benimsenebilmektedir. Giderek artan istek ve talepler, yabancı toplumun daha yüksek seviyede olan hayat standardını yakalama ve o toplum gibi yaşama özlemini doğurmaktadır.
Araştırmalarımız sırasında; Batı Avrupa’da çalışan Türk işçilerinin, kazançlarını değerlendirme, kendilerinin ve çocuklarının eğitimi, aile hayatıyla ilgili önemli beklenti, endişe ve sorunları olduğuna tanık olduk. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
KAZANÇLARINI DEĞİRLENDİRME YÖNTEMLERİ
Türk işçileri, Avrupa ülkelerine belli bir ekonomik refah düzeyini yakaladıktan sonra dönmek üzere gitmiş olmalarına rağmen; bulundukları toplumun rahatlığına, zenginliğine ve yaşantısına alışmış olmaları nedeniyle kalıcı olmadan yana gözüküyorlar.Türkiye’ye geri dönme isteği bir temenniden öteye gitmiyor. Özellikle tatillerini geçirmek için Türkiye’ye geldiklerinde karşılaştıkları sorunlar onları, kendi ülkelerine geri dönme fikrinden caydırıyor. Geri dönme ümitleri yıkılınca,çalıştıkları ülke yöneticilerine daha şirin görünmek çabası içine giriyorlar. Bu da işverenle daha uyumlu çalışmalarını sağlıyor. Avrupa’da uzun süre kalma eğilimi, bulunulan toplum düzenine ve kurallarına azami derecede uyum konusunda da etkili oluyor.
ERZURUMLU RECAİ ÜST
Örnek olay yöntemiyle yapmış olduğumuz araştırmalar sırasında; bilgi ve gözlemlerine başvurduğumuz ilk kişi 1964 Erzurum doğumlu Recai Üst oldu. Kendisi, Erzurum, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu(1992), Almanya’da “işçi” olarak çalışıyor. Almanya’da çalışan Türk işçilerin kazançlarını nasıl değerlendirdikleri konusundaki sorumuza verdiği cevabı aynen aktarıyorum: “Almanya’da çalışmamız biz Türk işçilerine çok büyük maddî kazanç sağladı. Burada çalışanların büyük bir bölümünün yatırımlarını Türkiye’de yapması, Türk ekonomisini de canlandırdı. Yine Türkiye’de yaşayan yakınlarımıza ve akrabalarımıza da önemli yardımlarda bulunup kalkınmalarına destek olduk.”
ÜST’ÜN GURBETTE EKMEK ARAMA SÜRECİ DEĞERLENDİRMESİ
Recai Üst, yatırımlarını Almanya’da değerlendiren Türk işçileriyle ilgili olarak da şunları söylemiştir: “Türk işçilerinden kafası çalışanlar, 30 yılın vermiş olduğu birikimle kendi kabuklarını kırmış, patron olabilme başarısını dahi kazanmışlardır. Bugün Almanya’da kendi iş düzenini kurmuş, kurduğu iş yerinde Türk ve Alman işçiler çalıştırabilen pek çok Türk iş adamı vardır. Kafasını kullanan işçiler, gerek Almanya’da, gerek Türkiye’de çok güzel yatırımlar yaptılar. Yatırımların (Almanya’da ve Türkiye’de) büyük kentlere yapanlar daha kârlı çıktılar.Yatırımlarını küçük yerleşim birimlerine yapanlar zarar ettiler. Yatırımlarını Türkiye’de kırsal kesimlere yapanlar ise, tamamen zarar ettiklerinden boşuna çalışmış oldular. Almanya’da çalışanlardan emeğini zayi eden bir grup insan vardır ki onlar en akılsızlarıdır. Sizin de gördüğünüz gibi, bin bir sıkıntı ve eziyetle elde ettikleri kazançlarını bunlar, Türkiye’deki eş-dost akraba ve yakınlarına kaptırmışlardır.”
GURBETÇİLERİN GELECEĞE YATIRIMLARI
Recai Üst’ün konuşmasından anladığımız kadarıyla, yatırımlarını akıllıca yapanlar, bu yatırımlardan aldıkları ekonomik destekle çok rahat bir hayat sürmekte, iyi yatırım yapamayanlar, parasını eşe dosta kaptırıp har vurup harman savuranlar, kısacası aklını iyi kullanamayanlar, Türkiye’deki sıkıntılı yaşamlarını Batı Avrupa’da da sürdürmeğe devam etmektedirler.
KAZANÇLARINI NASIL DEĞERLENDİRİYORLAR?
Halis Koçar, 1969 yılından beri Almanya’da ikamet ediyor. 1930 Giresun doğumlu. “Kazancınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki sorumuzu şöyle cevaplandırmıştır: “Almanya, bize ekonomik yönden çok kazanç sağladı. Kazandığımız para sayesinde hayat standardımızı yükselttik. Daha insanca yaşamaya başladık Almanya’da insan sağlığına çok büyük önem veriliyor. Hastalandığımızda en iyi koşullarda tedavi görüyoruz. Dinî vecibelerimizi de rahatlıkla yerine getiriyoruz. İbadetimize karışan yok. Almanya’da kazandığım para sayesinde Hacca gitme fırsatı buldum. Türkiye’deki kazancımla Hacca gitmem imkânsızdı. Almanya’ya gelmeseydim bu fırsatları elde edemezdim. Ne var ki Almanya bize verdiği fırsatlar kadar çoğu şeyleri de aldı. Çalışma konusunda kuralları çok katı. Sürekli ve aralıksız ayakta çalışmak zorundasın. Bundan kaynaklanan bel fıtığı ve damar sertliği hastalıkları Türk işçileri arasında oldukça yaygın. Burada çalıştığımız gibi Türkiye’de çalışsaydık hem biz hem ülkemiz daha iyi kalkınırdı. Her nedense Türkiye’deki yöneticiler, buradaki çalışma ortamını vatandaşlarına sağlayamıyor.
Almanlar başarıya götüren en önemli sebeplerden birisi de makineleşmeye önem vermeleridir. Makineler sayesinde tek bir kişi ormana gidiyor, istediği ağacı kesiyor ve kestiği bu ağacı fabrikaya götürebiliyor.
SOSYAL ADALET
Almanların en önemli başarılarından birisi de sosyal adaleti gerçekleştirmiş olmalarıdır. Devlet, işsizlere geçinebileceği kadar ücret veriyor. Bu ücreti çalışanlardan kesiyor. Hatta sokak çocukları ve bütün özürlüler devletten geçinebileceği kadar maaş alabiliyor.”
Songül Bıçakçı, 1980 yılında Almanya’nın Remscheid şehrinde doğmuş. İzlenim ve gözlemlerini şöyle dile getirmiştir : “Sosyal hizmetler yönünden Almanya emsalsiz bir ülke. Devlet, sokak çocuklarını bile güvenlik şemsiyesi altına almış. Her sokak çocuğuna günde 15 mark üç öğün yemek veriliyor. Ayrıca yatacak yer gösteriliyor. Kafası çalışan Türk işçileri burada çok güzel bir iş düzeni kurabiliyor, hatta iş adamı olabiliyorlar. Türkiye’de yapılan yatırımlar, yatırım yapılan yere göre değer kazanıyor. Büyük şehirlerin gelişmekte olan semtlerine yatırım yapanlar çok güzel para kazandılar. Kırsal kesime yatırım yapanlar zarar ettiler.
ALMANYA’DAKİ REFAH DÜZEYİ
Almanya’da yakaladığımız refah düzeyini Türkiye’de bulmamız çok güç. Bunun için önceden Türkiye’ye yatırım yapanların çoğu zarar etti. Yeni yatırım yapmak isteyen yok gibi. Ben şahsen bu sıralar, Türkiye’ye yatırım yapmak isteyene hiç rastlamadım.”
Neşet Karaoğlu, 1978 yılından beri Almanya’da yaşıyor. 1974 Sivas doğumlu.oldukça çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Aynen aktarıyoruz: “Almanya mükemmel bir ülke, böyle bir ülkede yaşadığımdan dolayı kendimi şanslı sayıyorum. Ekonomik yönden Türkiye ile mukayese edilemeyecek kadar farklılıklar var. Bu refah düzeyinden (az da olsa) bizler de yararlanabiliyoruz. Refah düzeyimiz Türkiye’deki emsallerimizden çok yüksek. Türkiye’deki emsallerimize göre daha sağlıklı ve mutlu bir yaşantımız var.
Biz Türklerin en zayıf yönü, aldığımız parayı ve boş zamanımızı yeterince değerlendiremeyişimizdir. İleriye yönelik yatırım yapamıyoruz. Tasarruf bilincimiz yetersiz ve dengesiz. Almanlardan günü birlik yaşamayı öğrendik. Fakat onlardaki tasarruf bilincini kavramış değiliz. Burada , Alman gibi çalışıp Türk gibi harcıyoruz. Onun için de hiçbir şeyin sahibi olamıyoruz.”
BİR BAŞKA GURBETÇİ SUSUM
Günay Susum, 1969 yılından beri Almanya’da yaşıyor. 1962 Gaziantep doğumlu. Yaşadığı ülkenin koşullarını ve bulunduğu ortamı şöyle ifade etmiştir: “Almanya’ya gelen Türk işçilerin büyük çoğunluğu ihtiyaç sahibi insanlardan oluşuyor. Bundan dolayı yabancı bir ülkeye gelmişler. Birinci derecede amaçları para kazanmak. Herkes kısa yoldan para kazanmak peşinde. Uzun mesafeli düşünen ve yatırımını buna göre yapan yok. Bunun için uzun mesafeli bir yatırım olan çocukların eğitimine yeteri derecede özen gösterilmiyor. Çocuklar birer ‘para makinesi’ olarak görülüyor. Çocukların bir an önce işe girip para kazanması isteklerin başında geliyor. Bu da çocukların babaları ve anneleri gibi eğitimsiz kalmalarına neden oluyor, vasıfsız işçi olmaktan öteye gidemiyorlar. Almanlar güvenilir insanlar,güvenilir buldukları insanlara yardım edebiliyorlar. Sıkıştığımız zaman istediğimiz kadar borç para alıp sonra iade edebiliyoruz.”
ERZURUMLU MAHMUT ÜST’ÜN ANLATTIKLARI
Mahmut Üst, 1937 Erzurum doğumlu : “İlk geldiğimizde Almanlar bize büyük değer veriyorlardı. Şimdi daha çok vasıflı işçi istiyorlar. Vasıfsız işçilerin yüzüne bakan yok. Türkiye’de yaptığımız yatırımlarımız yeterince değer kazanmadı. Daha doğrusu kazancımız bizi değil, başkalarını kalkındırdı. Şimdi ise fazla bir beklentimiz yok. Belirsizlik içinde yaşamaya alıştık. Türkiye’de ‘Almancı’, Almanya’da ‘kara kafalı’ denilmesi bizi artık fazla rahatsız etmiyor.”
Talihe Üst, 1940 Kars doğumlu: “Bin bir sıkıntı ile burada kazandığımız paralar, Türkiye’deki yakınlarımız tarafından ‘yatırım yapıyoruz’ bahanesiyle çar çur edildi, yağmalandı. Ömrümüz hep onun bunun için çalışmakla geçti. Şimdi de malûlen emekliyim. Sağlık problemlerimle uğraşıyorum.”
ERZURUMLU ALİ BAŞAR’IN GURBET HİKAYESİ
Ali Başar, 1938 Erzurum doğumlu. 1971 yılından beri Almanya’da yaşıyor. Türklerde tasarruf bilinci olmayışından yakınıyor: “Almanlar, iş disiplinine ve kurallara uydukları için zenginleşip refah düzeylerini yükselttiler. Aynı zamanda tutumlu insanlar. Lüks ve israftan hoşlanmıyorlar. Bu özelliklerin hiç birisi bizde yok. Aldığı maaşın çoğunu bindiği lüks arabanın benzinine ve diğer masraflarına harcayan işçiler var. Türkiye’deki israf alışkanlıklarını burada da devam ettirenler çoğunlukta. Türkiye’de israf önlenip çalışma disiplini sağlanmadıkça geri kalmışlıktan ve başkalarına muhtaç olmaktan kurtulamayız.”
İsmail Alay Uzun, 1968 yılından beri Hollanda’nın Denhaag (Lahey) kentinde yaşıyor. 1944 Erzurum doğumlu. Hollanda ve Hollanda lılardan hiçbir şikâyeti yok. Asıl şikâyetçi olduğu kişiler, Türkler dışındaki yabancı işçiler. Söylediklerini aynen aktarıyorum: “ Hollandalılar yabancılara karşı çok hoşgörülü insanlar. Hollanda’yı bozanlar, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, İtalyan, Yugoslav, Yunan v.d. işçiler. Yabancılar mahallesinde gördüğünüz gibi, cadde ve sokaklarda pislikten geçilmiyor. Hollandalılar kendi mahallelerine gösterdikleri ilgiyi yabancıların yaşadığı mahallelere göstermiyorlar. Aşırı hoşgörülü ve aşırı ilgisizler. Bu uygulamalarını ben çok yersiz buluyorum. Yabancıların yaşadığı mahalleler için de gereken ilgiyi göstermeli, disiplin ve düzeni sağlamalıdırlar. Genelde eğitimsiz olan bu insanların özellikle temizlik konusunda eğitilmesi ve uyarılması gerekiyor. Temizlik kurallarına uymayanlara gerekirse para cezası verilmesi suretiyle bir çözüm bulunabilir.”
İŞÇİ PARALARININ TÜRKİYE’YE AKTARILMA MESELESİ
Bilgi ve gözlemlerine başvurduğumuz, işçi ve işçi ailelerinden edindiğimiz izlenime göre, geçmişte bir çok hükümet tarafından işçi paralarının Türkiye’ye aktarılması konusunda cazip sayılabilecek olanaklar sağlanmasına rağmen, gereken güven verilememiştir. Birtakım banka veya finans kuruluşlarının hesaplarında bulunan işçi paralarını talan etmeleri ise, bu güvensizliğin tuzu biberi olmuştur.
“İşçilerimizin önemli bir kesimi, paralarını Türkiye’de arsa konut gibi spekülâsyona dayanan kazanç yollarına aktarılmasına taraftar değillerdir. Batı ölçülerine göre, yurt kalkınmasına katkıda bulunmak bunun için de yeni ticarî ve sınaî kalkınma faaliyetlerine yönelmek arzusundadırlar. Servetlerini ve enerjilerini, arsa ve konut spekülâsyonları tüketmek zihniyetinde olmayan sağlam ellerde üretim için değerlendirilmesini istiyorlar.”
ÖLÜ YATIRIMLARA YÖNELME
İşçilerimizin büyük bir bölümü de köylerinde, kasabalarında veya şehirlerinde geniş arsa ve daireler almak suretiyle ölü yatırımlara yönelmiş olmanın pişmanlığını duymaktadırlar.
“Örnek olay metodu” yoluyla değişik kişilerden aldığımız bilgiler, Batı Avrupa’da çalışan işçilerimizin 30-40 yıl öncesinden farklı düşündüklerini göstermiştir. Deneme ve yanılma yoluyla yaptıkları hatalı ve başarısız girişimler, onları daha sağduyulu düşünmeye sevk etmiş, büyük emek ve sıkıntı neticesinde kazandıkları paralarını ölü yatırımlara yatırmaktan vazgeçmişlerdir. Artık eskisi gibi parasını Türkiye’deki eş-dost, yakın akraba ve komşusuna kaptıran işçi sayısı da giderek azalmaktadır. Gerekli güven ortamının sağlanmamış olması, Türkiye’ye yapılan her türlü yatırımı güçleştirmektedir.
GÜVENİLİR YATIRIM ORTAMI
Bilgi ve gözlemlerine başvurduğumuz işçilerimizin ortak isteği rüşvetsiz, kayırmasız, her türlü sosyal ve sağlık hizmetleri başarılı bir biçimde yürütülen, güvenilir bir Türkiye’de yaşamaktır. Yaptığımız bire bir görüşmelerde, gerekli güven ortamının sağlanması halinde, çok miktarda işçi dövizinin Türkiye’ye aktarılabileceği özellikle vurgulanmıştır.
Ülkeyi yönetenler, bu olumsuzluklarla başa çıkabilirlerse, Avrupa bankalarında bloke edilen Türk işçi dövizleri, kendiliğinden Türk bankalarına kayacak, Türk ekonomisi arzu edilen gücü yakalayacak ve yurt dışında çalışan işçi kardeşlerimizin Türk ekonomisine önemli katkıları olacaktır.
DEVAM EDECEK
Bu yazı 4312 defa okunmuştur.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin
tüm hakları Modern Yayıncılık ve Matbuat Ltd.Şti ERZURUM Gazetesi'ne aittir.
Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan
kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link
verilerek kullanılabilir.
|