ALMANYA VE HOLLANDA’DA YAŞAYAN TÜRK İŞÇİLERİ
(YAŞAM BİÇİMLERİ - EĞİTİM SORUNLARI - BEKLENTİLERİ)
SUNUŞ:
Atatürk üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Lütfü Sezen yeni bir araştırmasıyla ERZURUM okurlarına değişik bir ufuk sunuyor. Halk Bilimcisi olan Sezen, Türk işçilerinin yaşadığı ülkelerde, işçilerin yaşam biçimlerini ele aldı. Türkiye’deki kültürle, yurt dışındaki hayat üslup ve tarzı arasında kalan işçilerin değişim, başkalaşım süreçlerini inceledi. Erzurum’dan giden Türk işçileriyle görüşen Yrd. Doç. Dr. Sezen’in değerli araştırmasını sunuyor, hayırlı haftalar diliyoruz.
ERZURUM gazetesi
GİRİŞ:
“Beni Almanya’ya davet edip çok yakın ilgi ve konukseverlik gösteren, Türk işçi aileleri ile tanıştıran, onlarla iyi bir iletişim kurmamda güven ortamı hazırlayan ve bu araştırmamı yapmama vesile olan, Hatice ve Recai Üst çifti ile biricik kızları Yağmur’a sevgilerimle...”
SUNUM
Batı Avrupa ülkeleri (Almanya, Hollanda, Belçika, Danimarka, İsveç, Fransa, Avusturya vd.), II. Dünya Savaşı sonunda büyüme ve gelişme gösterince; endüstriyel alandaki güçlerine güç katmak için ucuz iş gücü bulma çabası içine girmişler, bunun sonucu olarak da Türkiye, Yugoslavya, İspanya, Yunanistan, Fas, Cezayir, Mısır vb. ülkelerden işçi talebinde bulunmuşlardır.
Gelişmiş olan Batı Avrupa ülkelerinden gelen bu talep; insan gücünü yeterince değerlendiremeyen, onu işsiz-güçsüz bırakıp başkalarına muhtaç eden, yeterince gelişmemiş olan ülkelerde sevinçle karşılanmış, 1960 yılı başlarından itibaren karşılanmaya başlanmıştır.
HERŞEY DAHA İYİ HAYAT İÇİN
Ekonomik ve sosyal güven sağlamak, çoluk çocuğu daha iyi şartlarda yetiştirmek amacıyla geçici bir süre için gelişmiş ülkelere giden yabancı işçiler, bu ülkelerde yüksek seviyedeki hayat standardını görünce, bunun cazibesine katılmışlar, kendi ülkelerine geri dönmekten vazgeçmişlerdir.
Daha sonra eş ve çocuklarını da yanlarına alan bu insanlar, geçici olarak geldikleri bu ülkelerde kalmak suretiyle büyük bir potansiyel güç oluşturmuşlardır. Buna bağlı olarak toplumlar arası kültür alış verişi hız kazanmış, sosyal ve kültürel yapıda önemli değişimler olmuştur.
BATI AVRUPA’DA TÜRK HAYRANLIĞI
Batı Avrupa’ya giden işçi grupları arasında en çok ilgi gören, tercih edilen ve buna bağlı olarak kalıcı olanlar Türk işçileridir. Diğer ülkelerden gelen işçiler, verilen her işi yapmadıklarından kısa bir süre sonra dışlanmışlardır. Oysa çoğunluğu vasıfsız olan Türk işçiler, iyisine kötüsüne bakmadan verilen her işi yapmışlardır. Bu da çalıştıkları ülkelerde daha kalıcı olmalarını sağlamıştır. Batı Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın sayılarının bugün, milyonlarla ifade edilmesinde işçilerimizin özverili çalışmaları etkili olmuştur.
Ne var ki Batı Avrupa ülkeleri, 40 yılı aşkın süredir ülkelerine hizmet veren ve endüstriyel gelişimlerini gerçekleştiren bu potansiyel gücü bir “iş makinesi” olarak değerlendirmişler, bu insanların sosyal, kültürel hakları ve eğitim sorunlarıyla yeterince ilgilenmemişlerdir.
Yurt dışına işçi gönderen ülkelerin yetkilileri de bu insanları “altın yumurtlayan tavuk” olarak görmüş, sosyal, kültürel alanda olsun, eğitim sorunlarıyla ilgili olsun her hangi bir çözüm yolu üretememişlerdir.
TÜRK İŞÇİLERİNİN KAZANIMLARI, KAYIPLARI
Kendilerine tamamen yabancı olan, farklı din ve kültür anlayışının yaşandığı Batı Avrupa ülkelerinde çalışan Türk işçilerinin tek kazançları, ekonomik yönden belli bir refah düzeyini yakalamaları olmuştur. Edindikleri maddî olanaklar, kaybettiklerinin yanında gölgede kalmıştır.
Ekmek parası uğruna yabancı ülkelere göç etmek zorunda kalan bu insanlarımızın büyük bir bölümünün (her şeyden önce) aile düzeni bozulmuştur. Eşini, çoluk-çocuğunu Türkiye’de bırakıp çalışmak için Batı Avrupa ülkelerine giden bazı işçiler, bulundukları ülkede sürekli kalabilmek için yabancılarla yeni evlilikler yapmışlar, Türkiye’deki eş ve çocuklarını ihmal etmişler, onları kendi kaderleriyle baş başa bırakmışlardır.
UYUM SORUNU
Eş ve çocuklarını yanlarına alanların da bulundukları ülkelerin koşullarına uyumsuzluktan kaynaklanan ciddi sorunları olmuştur. Uyumsuzluk neticesinde, çocuklarının eğitimleri aksamış, eğitimsizlikten kaynaklanan sorunlar ortaya çıkmıştır. Türk işçi aileleri arasında; alkol kullanma, sigara ve esrar içme alışkanlığı edinen, aile ve çevresiyle sürekli çatışma halinde bulunan, uyumsuz, psikolojik sorunları olan gençlerin sayısı giderek artmıştır. Bu gençler arasında suç işleme oranı da giderek yükselmiştir. Doğu ve Batı kültürü arasında sıkışıp kalan işçi çocuklarının büyük bir çoğunluğu; her iki kültürü yeterince öğrenemediklerinden, Türkiye’deki ve yabancı ülkelerdeki eğitimleri sırasında başarısız olmuşlardır. Ancak güçlü bir aile desteği alabilenler karşılaştıkları sorunları aşabilmiş, eğitimlerini başarıyla tamamlayabilmişlerdir.
İŞÇİLERİN SORUNU VE İLGİSİZLİK
Çalışmalarımız sırasında, Batı Avrupa’da çalışan işçi kardeşlerimizin sorunları ile bugüne kadar yeterince ilgilenilmediğini gördük. Bu insanlarımızın sorunlarını bilimsel boyutuyla ele alıp araştıran, çözüm yolları üretebilen, araştırma sayısı parmakla gösterebilecek kadar az sayıdadır. Bugünkü bilgilerimizle tespit edebildiğimiz kadarıyla; Prof.Dr. Nermin Abadan, Prof.Dr. Orhan Türkdoğan, Prof.Dr. Nevzat Gözaydın, folklor araştırmacısı İrfan Ünver Nasrattınoğlu konuya ilk yaklaşanlardır. Çalışmalarımız sırasında biz de bu değerli bilim adamlarımızın daha önce yapmış oldukları çalışmalardan yararlanmış bulunmaktayız.
Yurt dışında kendilerini ziyaret ettiğimiz işçi kardeşlerimizin bütün sorunlarını ve beklentilerini bir-iki ay gibi kısa bir süre içerisinde, dile getirdiğimizi elbette iddia edemeyiz. Batı Avrupa’daki vatandaşlarımızın olsun, Türk cumhuriyetlerindeki soydaşlarımızın olsun, yaşam biçimlerini, sorunlarını ve beklentilerini yerinde görüp araştırmayı hep arzu etmişimdir. Ne var ki bize şimdiye kadar böyle bir fırsat verilmedi. Kendi olanaklarımızla kısa bir süre için Batı Avrupa ülkelerinden Almanya ve Hollanda’yı ziyaret edebildik. Çalışmamız da bu kısa ziyaret sırasında ortaya çıkmış oldu.
Kısacası, biz kendi sınırlı olanaklarımızla bu mütevazı çalışmayı yapabildik. Düşünen, araştıran, gözlemlerini yorumlayabilen, araştırma bilgi, beceri ve yeteneğine sahip kişilere fırsat verilmek suretiyle yapılacak daha ciddî ve kapsamlı çalışmalarla, sorunlar tespit edilip çözüm yolları bulunabilir. Bu konuda yetkililere büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Araştırma yapmak için yurt dışına gönderilenlerin tespitinde, araştırmacıların ülkemizi ve insanımızı başarılarıyla temsil edebilecek kişilerden seçilmesi, daha dikkatli ve âdil olunması, kayırmalara fırsat verilmemesi verimliliği artıracaktır.
Çalışmamızın ortaya çıkmasında en büyük pay, beni Almanya’ya davet ederek konuk eden, il, kasaba ve köy konumundaki yerleşim birimlerinde ikamet eden işçi aileleriyle tanıştıran, onlarla karşılıklı güven ortamı içinde konuşmamızı, sorunlarını ve beklentilerini dinlememizi sağlayan, Hatice ve Recai Üst çiftine aittir. Kendilerine teşekkürü zevkli bir görev sayıyorum.
Yine Almanya’nın Köln kentinde ikamet eden, bizi konuk edip Hollanda’yı ziyaret etmemizi sağlayan Ali Başar ve eşleri Ayşe Başar’a, Hollanda’yı ziyaretimiz sırasında yakın ilgi ve konukseverliklerini gördüğümüz Kaya Dağsoy ve İsmail Alay Uzun’a içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Almanya ve Hollanda’daki araştırma ve gözlemlerimiz sırasında, sorularımızı çok içten, açık ve samimi bir dille yanıtlayan, bize rehberlik eden, büyük konukseverlik gösteren işçi kardeşlerimizin her birine teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum.
Kitabımızın bilgisayarda yazımı ve düzenlenişi sırasında teknik konularda yardımcı olan mesai arkadaşlarım Prof. Dr. Ahmet Kırkkılıç’a, Arş. Gör. Suat Umagan’a, Arş Gör. Yakup Topal’a ve emeği geçen herkese içten teşekkürler...
Yard. Doç. Dr. Lütfi Sezen
TÜRK İŞÇİLERİN AVRUPA’DA ÇALIŞMA NEDENLERİ
Batı Avrupa’da II. Dünya Savaşı sonrasında büyümeye ve gelişmeye başlayan endüstri dünyası ucuz iş gücünü bulmak amacıyla Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan, İspanya, Fas, Cezayir vb. ülkelerden işçi talebinde bulunmuştur. Vasıflı- vasıfsız olduğuna bakmadan getirdikleri bu genç, sağlam yapılı, sağlıklı işçilerin gücünden ve ucuz emeğinden büyük kazançlar sağlamışlardır.
Batı Avrupa’ya (F.Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya, Belçika, Danimarka, İsveç) vd. ülkelere, 1960’lardan itibaren Türkiye’den de vasıflı ve vasıfsız işçi gönderilmiştir. Bugün Avrupa’da en çok Türk işçisi bulunduran ülke Almanya’dır. Bu nedenle; Türkiye’de Batı Avrupa’da çalışan işçilere genel olarak “Almancı” denilmektedir.
Avrupa ülkeleri,ülkemizden işçi talebinde bulununca, değerli bilim adamı ve folklor araştırmacısı Prof. Dr. Nevzat Gözaydın’ın ifadesiyle: “Halkımız, evindeki azıktan, ocaktan, tarlasındaki saptan-samandan, bostanındaki kavundan-karpuzdan ayrılarak nice yıllar sürecek bilinmeyen bir ümit dünyası yolculuğuna çıkmıştır.”
İşçilerimizin Batı Avrupa’ya gitmeleri bir arz-talep olayıdır. Bir tarafta genç, dinç insan gücüne ihtiyaç duyan ve onun sırtından daha da gelişmek isteyen bir sanayi toplumu, diğer taraftan bu genç insan gücünü değerlendiremeyen, onu işsiz bırakan, ailesine ve başkalarına muhtaç eden, yeterince sanayileşememiş, yolsuzlukların ve hırsızlıkların, israfın üstesinden gelememiş bir toplum.
Avrupa ülkelerinden gelen işçi talebi, ülkemizde doğal olarak büyük bir sevinçle karşılanmış, işi olmayan ve iş düzeni bozuk olan herkes, yurt dışına kapak atmanın yollarını araştırmıştır. Resmi kanallarla giden işçiler yanında, Avrupa ülkelerindeki akraba ve yakınlarının desteği ile değişik yollarla gidenler de olmuştur. Gerekli parayı kazandıktan sonra ülkesine dönmek amacıyla yapılan bu yolculuk daha sonra amacından sapmış, gidenler geri dönmez olmuşlardır.
DEVAM EDECEK